menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sait Faik Hikâye Armağanı için adayım Hakan Bıçakcı'dan 'Geçici Manzara'

76 0
10.05.2026

Sait Faik Hikâye Armağanı için adayım Hakan Bıçakcı'dan 'Geçici Manzara'S

72’nci Sait Faik Hikâye Armağanı yarın verilecek. Darüşşafaka Cemiyeti 15 Nisan’da 10 kitaplık bir kısa liste açıkladı ödüle aday. Ben de Variety ve Guardian editörlerinin çalışkanlığına özenip niyet ettim 10 kitabı okumaya. Üzerine kısa kısa yazar, kendi birincimi seçerim dedim. 

10’unu da okumak istedim ama Fulya Taşçeviren’in ‘Açık Alanda Klostrofobik Hikâyeler’ine geç ulaşabildim; Üzeyir Karahasanoğlu’nun ‘Dünya Bir Rüzgâr’ına hiç ulaşamadım.Sipariş gelmeyince iptal ettim, Mephisto’ya sordum, bizde kart açılmamış, dedi. Kart açılmamak ne, dedim, mağazaya hiç gelmemiş, dedi. Bir arkadaşıma sordum, sende var mı diye, çok ciddiye almış, iki kez Vapur Yayınları’nı aramış, ulaşamamış ve Üsküdar’da üç kitapçıya sormuş ama yok.

İki haftam vardı. Elimdeki sekiz kitabı okudum. Her kitap için kısa kısa notlar yazdım. Ne düşündüysem sakınmadan söylemeye gayret ettim. Ödülü Hakan Bıçakcı’ya verdim. Başlıyor: 

Dünyadan Sonra Bir Yer – Yelina Tayfur

Üç baskı yapmış. Hepten önemli değilse de çok şey demektir. Hem de ilk kitap. Çoğunluğu yaşamları erkeklerce mahvedilmiş kadınlar… koyu bir erkek düşmanlığı yok, erkekler de birer insan Yelina Tayfur için, gerçi biraz silikler, zaten pek ortada yoklar. Ama bir zamanki varlıkları, şimdiki zamanı tahrip etmeyi sürdürüyor.

Kadınların dramı hiç uydurulmuş durmuyor. Yalnızlıklar, tedirginlikler orijinal; tasvirler canlı. Yazar yazdığını görüyor, dahası duyuyor. İlk öykü ‘Yok Gibi’, ‘Yol Yorgunu’, ‘Asil’ ve ‘Ortak Sohbet Konuları’ şık öyküler. 

Dil büyülemiyor, öfkelendirmiyor da. Ama teknik kimi zaman klişe. Biri, Nazlı’ya işini soruyor, Nazlı atölyenin tavanlarını, duvarlarını, kumaş yığınlarını, makineleri düşünüyor… Veya “Handan çiçeklere su verdi. Oğlanı düşündü. Kaç ay oldu gelmedi” gibi… Veya kadın kumlarda yatarken hatırlıyor: “Hangi yıldı? Yazdı. Ağustos. Sıcak, kuru bir gün.”

Hollywood’da oyuncunun yüzüne zoom’un ardından beliren sahne gibi, ses efekti bile kulağa geliyor. Çok ince ve düşünceli bu yazar “Hangi yıldı? Yazdı.” geçişine de imzasını atmalı bence. Kusuru arayınca buldum, harici, beğendim.

Üç – Eyüp Aygün Tayşir

‘Üç’teki öykülerin anlatıcı-yazarı, yazarlığa hevesli bir edebiyat öğretmeni. ‘Tekinsiz’ öyküler yazıyor, Black Mirror’dan esinle gelecekte geçen distopik dünyalar kuruyor, sonra bekleneceği gibi ‘ustalara saygı’ duruyor. 

Bir amatörün edebiyat serüveni, diye okudum bu öyküleri. Dilerim öyledir. Amatör öğretmenin anlatımı yer yer parıldıyordu; kaynağı inşallah Tayşir’in kendi ışığındandır, diye düşündüm. Distopik öykülerin sağaltılamamışlığı, okumayı nasıl sıkıcılaştırdı anlatması güç; bunlar da edebiyat öğretmeninin sıkıcılığındansa ne ala. 

Ortalık ’tekinsiz’ öykülerden geçilmezken ‘tekinsiz’ öyküler yazan edebiyat öğretmeni aslında şefkatle alaya alınıyorsa sevdim. Ben alaya aldım. Distopik öykülere Black Mirror gibi 10 milyar izlenmiş bir dizinin esin oluşu, öğretmenin entelektüel ufkunun darlığındansa beğendim. Ben oraya yordum. 

Yüzlerce kez ‘lakin’ yazmak, öğretmenin ‘ama’nın ‘fakat’ın kuruluğuna edebiyat adına açtığı bir savaşsa, güzel.

Lakin Tayşir’in öğretmenle akraba olduğundan da şüphe etmedim değil. 

Bir kitabına daha bakarım yazarın, mesela Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldığı önceki kitabı ‘Sabitalem Mahallesi’ne.

‘Üç’ bazen diliyle de anlatımıyla çok lezzetli. Ve en güzel yanı mizahı. Güldürüyor gerçekten, son öyküsü ‘İlk Sada’ özellikle.

‘Ödülü alması şaşırtmaz’ diye bir not düşmüşüm sayfa kenarına. Lakin edebiyatı dert edinmişliğin bu anlatımı, beni pek büyülemedi.

Neyse ki Günler Uzadı – Mesut Barış Övün

‘Şey’, ‘sanki’, ‘içine’, ‘içinde’, ‘içimde’, ‘falan’, ‘aslında’, ‘hatta’, ‘gerçekten de’ gibi sözcükler yasaklansa 86 sayfalık bu kitap kaç sayfaya düşerdi acaba? Önce bunlarla dolu 5-6 sayfayı yitirir, sonra yerlerine düşünüp başka ifadeler bulmak gerekeceğinden 100 sayfaya uzar mıydı?

Sayfa 35’ten bir alıntıyla: “İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı oluşmuştu.” Aynı sayfadan başka bir alıntıyla devam edeyim: “Bir şey söylemek gelmedi içimden.” 

Oysa etkilenebilirdim. Gündelik olana ve ilişkilere yaklaşımıyla böyle Carver&Barnes bir şeye (şey yerine bakışa, dünyaya, anlatıma da diyebilirdik?) bayılabilirdim. 

Sayfa 44’ten şu cümleler: “Kendi elimde olmayan, benim almış olmadığım bir karar önümü, yolumu........

© Diken