menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seni yeneceğim İstanbul'un halleri

18 0
25.01.2026

Melih Cevdet Anday, işsizlikten bıkıp İstanbul’a geldiğinde kısa zamanda elinin ekmek tutacağını düşünmüş olmalı…

Ankara yaşanamaz hale gelince telgrafhanedeki memuriyetin de tadı kalmamıştı. Daha doğrusu bir nedenle işinden atılmıştı. Bir insanı işten atmak memleketimizde hiçbir zaman zor olmadı. Melih Cevdet zamanında ‘kod 46’ diye bir şey var mıydı bilmiyorum. Ama şair işsizdi, geçim derdi gelip yakasına yapışmıştı ve İstanbul’a göç etti.

Denk hazırlanır, veda edilir ve trene binilir. Hikayenin edebiyatımızda ve sinemamızda başladığı yer biraz da vedalaşmaların içinde saklı duran göz yaşlarında birikmektedir. İstanbul’a gidilecek, tanıdık ve akrabalara yerleşilecek, bir işin ucundan tutup hayata anlam katacaktır ilgili kişi. Yaşadığı yerde toprak verimsizleşmiş, ağa zulmü çekilmez olmuş ya da dar zamanda para gerekmiştir.

Her neyse, tren gelir ve Haydarpaşa’ya yanaşır. Bir şaşkınlık ve sabah karşılar her geleni. Kentin uğultusu, kalabalığı, ne yapacağını bilememenin ürkekliği sarar dışarıdan geleni ama bir cesaretle İstanbul’a kafa tutmanın o meşhur cümlesi dile gelir: “Ulan İstanbul seni yeneceğim…”

Olay kentin kabinde geçiyor. Daha düne kadar tarlasında tapanında çalışan ırgat gelmiş kentin kalbinde kente kafa tutuyor. Bununla da kalsa iyi, “Seni yeneceğim” diyor üstüne. Madem geldin kır dizini kapı kapı dolaş, iş ara, sesini çıkarma değil mi? Daha gelir gelmez koca kente, kentin geçmişine, kalabalığına, iktidarına kafa tutup yenmek için yemin etmek nedir? Hem de o taş binanın merdivenlerinde, hem de Marmara Denizi’ne bakarken, hem de karşı kıyıya parmak sallayarak…

Melih Cevdet o meşhur basmaklarda dikilip Haydarpaşa’dan İstanbul’a parmak salladı mı bilmiyorum…

Neyse buna da bir çare buldu yetkililerimiz. “Madem kenti yeneceksin Haydarpaşa’dan değil git ta Gebze’den başla” dediler ve bunun raylarını döşediler İstanbul’a. Olmadı en fazla Söğütlüçeşme’ye kadar gel ama daha metrobüse falan binmen gerekecek, hem istesen de ulaşamazsın Haydarpaşa’ya, o parmağı Gebze’de sallasan da kimsenin umurunda değil nihayet.

Aylaklık günleri başladı Melih Cevdet’in, bütün işsizler gibi parklarda bahçelerde oyalandı, ondan bundan haber bekledi, umut etti… İşsizlik biraz da uzun uzun yürümek ve parklarda oturup göğe bakmak gibi bir şey bizim memlekette…

Dengeden ya da memleket gerçeğinden bahsedip çözüm bulmak yerine........

© Diken