menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İşçinin, emekçinin üç aslanlı mekânı

66 0
16.04.2026

İşçinin, emekçinin üç aslanlı mekânıİ

Buralara gelebilmek için az emek verip az ter dökmedim. Bedel de ödedim. Yola çıkarken zorluklara göğüs germeyi göze almıştım tabii. 

En zor kısmı, KM47 hat numaralı İETT otobüsü yolculuğuydu. Okul çıkış saatine denk gelmişim, tıklım tıklım. Ergen enerjisiyle dolu. Terbiyeli çocuklar ama. Üstelik gittiğim yerde aradığımı bulabilecek miyim, meçhul.

Elimdeki tek bilgi, “Heykel’in orada, Aydınlar Market’in karşı çaprazında bir meyhane vardı”dan ibaret. Öneri sahibi buralı ama uğramayalı yıllar olmuş; hâlâ var mı, emin değil o yüzden. Üstelik bir taksici. 

Taksicilerle ilgili duygularımı yeri geldikçe açık etmiştim. Çok mecbur değilsem kullanmam. Taksiye binsem de sohbet etmemeyi tercih ederim. Burnu büyük biri sayılmam, bence problem onlarda. Fakat bu beyefendi, taksici stereotipini marjinalize edenlerdendi. 

Uzun bir yolculuktu, eşimle bir davetten dönüyorduk. Yol boyunca sohbet ettik, hatta ben çok konuşmuş olabilirim. “Oraya gitmem, şuradan geçmem” demeden kapımızın önüne kadar getirdi. Gülsuyu’nda doğup büyümüş. O arada sormuştum, meyhane var mı diye. 

Bir hafta sonra katıldığımız davetin sahibi eşimi aramış, “Küpe kaybettin mi?” diye. Evet, hem de kolayca paraya çevrilebilecek, kıymetlice bir küpe. Meğer takside düşürmüş, bizim taksici de bizi aldığı yerden yola çıkarak Suadiye’deki restoranı bulmuş, küpeyi teslim etmiş. 

Bu olayın üzerinden bir yıla yakın zaman geçti. Ama Gülsuyu’ndaki o meyhane, o taksici kardeşimin yadigârı oldu bana. Bulmalıydım.

Gülsuyu benim için Kadıköy-Sabiha Gökçen Havalimanı metro hattının tam ortasındaki duraktı şimdiye kadar. Hiç gitmemiştim. Gıyabında bildiğim şeyler var ama. İstanbul’un en eski gecekondu mahallelerinden biri mesela. Sol örgütlerin güçlü olduğu, eylemlerle de sıkı sık adını duyuran bir yerdi gazetecilik dönemimde. Gencecik yaşında Diyarbakır Cezaevi’nde katledilen İbrahim Kaypakkaya’nın (1948-1973) kurduğu Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP-ML) örgütünün güçlü olduğu bir semtti.

Bu cehaletle indim metronun Gülsuyu durağında. Hâlâ açıksa, hemen şuralardadır meyhane. Kapanmışsa da tekrar metroya biner, listemdeki başka bir meyhaneye geçerim. 

Sordum, “Dolmuşa ya da otobüse bineceksin” dediler. Bir-iki duraksa binmeyeyim. “8-10 durak var.” Madem metro durağına adını vermiş, kendisi nerede olabilir ki bu Gülsuyu’nun?

Tepedeymiş. Hem de epey. Manzara şahane ama, Adalar ayağının altında. 

Daha otobüsten inmeden fark ettim bira mavisi tabelasını. İlk durakta inip geri yürüdüm. Öz Emek Restaurant. 

Buralara kentsel dönüşüm, rant projeleri henüz uğramamış. Tek katlı, bahçeli, ya da zamanla kat çıkıla çıkıla üç-beş katlı apartmana dönüşmüş binalar var. Şirin mi şirin değilseler bile sahiciler. Çoğu manzaraya hâkim. 

Öz Emek, beş katlı boyasız bir binanın altında. Önünde dikili peyzaj çamlarından içeriyi görmek mümkün değil. Girişin olduğu açıklıktan bakınca, içeride bir aslan heykelinin kıçı görülüyor. Geldik buralara kadar, aslanın kıçı mı caydıracak?

Hâlâ erken bir saat. Cam kenarında iki kişi rakı masasında, muhabbet koyu. Girişimi fark etmediler bile. Dip köşedeki barın önündeki masada da iki kişi oturuyor, birinin........

© Diken