Hüseyin Safa Ak: “Bir Nevi Karikatür Çiziyorum Ama Çizgiyle Değil Bu Kelimelerle…”
Geçtiğimiz aylarda “Papağan-ı Şerif Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı” adıyla bir kitap yayımladınız. Kitabınız hem ad olarak hem içerik ve kurgu olarak hem de anlatım tekniği açısından ilginç bir kitap. Yaşamakta olduğumuz dijital çağın interaktif iletişim araçları öykülerinizde yer buluyor. WhatsApp yazışmalarının kurguda yer alması, İnstagram paylaşımlarından bahsedilmesi, Facebook sayfası… gibi durumlar yeni bir edebiyat dilini haber veriyor sanki. Neler söylersiniz öykü kitabınızla ilgili? Yeni bir üslup ve dil arayışı içinde olduğunuzu söyleyebilir miyiz?
WhatsApp yazışmaları, Instagram paylaşımları ve Facebook gibi sosyal medya platformları yalnızca insan ilişkilerini değil, bireyin hikâyesini, düşünce tarzını ve kendini ifade etme biçimini de değiştiriyor. Bu dijital platformların mekanik yapısına kimi zaman geleneksel motifleri ve insan tavırlarını yerleştirdiğimde ise tuhaf bir sonuç ortaya çıkıyor. Organik ve mekanik olanın karışımı bir nevi, bu diyalektiğin tam olarak neye tekabül ettiğini kestirmek zor, fakat burada bir özgünlük olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, öykülerime bu unsurları dahil etmek keyifli bir süreç oluyor.
Kendi öyküm hakkında konuşmam pek şık olmayabilir; Bunu yadırgayanlara da hak veririm. Papağan-ı Şerif Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı öykümü ele alalım: Olaylar sanal olmayan bir dünyada geçse bile öyküdeki insanların tepkileri sosyal medyadaki tepkilere benziyor. Dürtüsel, linç etmeye hazır, duygusal ve unutkan. Sosyal medyada hepimiz böyleyiz. Artık gerçekliğin içinde sanal olan dünyanın paradigması ikame olmuştur.
X’i (twitter) düşünelim mesela. Kimse bize fikrimizi sormadan gayet ciddi bir tarzda kendi sesimize sapıkça bir hayranlıkla fikrimizi söylüyoruz. Bunu otobüste yaptığımızı düşünelim; Aniden ayağa kalkıp Türkiye taşımacılık tarihi ile ilgili flodlarca konuşsak herkes garip garip bakar. Bu durum insanı komik bir duruma düşürür, kişinin kendinin karikatürü olmaktan başka şansı da yok bence. Kendi hesabıma konuşacak olursam bir nevi karikatür çiziyorum ama bunu çizgiyle değil cümlelerle yapıyorum. Bunun öykücülük açısından yadırganma ihtimali de var.
Yeni bir üslup arayışı içinde olup olmadığıma gelince, bu konuda pek düşünmedim. Böyle ifadelerle de aram pek iyi değil açıkçası. Yeni bir dil yaratma amacıyla yazmıyorum; böyle bir amaçla yazı masasına oturan var mıdır onu da bilmiyorum fakat her şeyi tersten görme huyum anlatımımı doğal bir şekilde farklılaştırıyor. Yazdıklarımın edebi bir yenilik iddiası taşımadığını da belirtmeliyim. Hepimiz bir film izlerken veya bir kitap okurken “Ben olsaydım böyle yapardım” deriz. Ben de yazarken aynı şekilde düşünüyorum.
Papağanın bir çok kültürde farklı anlamları var. İletişimi, sosyalleşmeyi, bilgeliği, bilgi aktarmayı sembolize eder. Kitabınıza ad olan öyküdeki karakter papağanın metaforik bir anlamı var mı?
Mitik anlatılar, masallar ve destanlarda hayvanlar, tıpkı sizin de belirttiğiniz gibi, bilgelik taşıyıcılarıdır. Geleneksel toplumlarda bu tür hikâyeleri okumak ve dinlemek, adeta kendini yeniden keşfetme ritüelidir. Dikkat edersek, bu metinler çoğunlukla şiir formundadır, çünkü şiirsel dil, sıradan dili aşar ve insanı ilk cennet durumuna götürür.
Eliade, şiirin, dilin yeniden doğuş çabası........
© dibace.net
