TEBLİĞ VE İRŞAD...
Tebliğ; hakikati insana ulaştırmaktır, irşad ise; ulaştırılan hakikatin kalpte yol bulmasına vesile olmaktır. Tebliğ; sözün vazifesidir, irşad; hâlin tesiridir. Tebliğ; anlatır, irşad; yaşatır. Tebliğ; kulağa seslenir, irşad; gönle dokunur. Bu sebeple; her tebliğ eden mutlaka irşad etmiş olmaz, fakat gerçek irşad sahibi, çoğu zaman söz söylemeden de insanlara yol gösterir. Dinî hizmetin en hassas tarafı da buradadır. İnsanlara hakikati ulaştırmak sadece bilgi aktarmak değildir. Tebliğ, kuru bir emir diliyle yapılırsa kalbi yorar. İrşad, merhametle yapılırsa gönlü onarır. Peygamberlerin yolu; insanı ezmeden, kırmadan, aşağılamadan hakikate çağırma yoludur. Çünkü insanın kalbi fethedilmeden zihni ikna edilse bile davranışı değişmeyebilir.
Tebliğde bilgi, irşadda hikmet gerekir. Bilgi; neyin doğru olduğunu bildirir, hikmet; o doğrunun kime, ne zaman, nasıl söyleneceğini öğretir. Her doğru her yerde aynı üslupla söylenmez. Yanlış zamanda söylenen doğru söz, bazen gönül kapısını kapatabilir. Bu yüzden irşad; sadece konuşma sanatı değil, insan tanıma inceliğidir. Bugün toplumun en çok ihtiyaç duyduğu şey; bağıran vaizler değil, hâliyle güven veren rehberlerdir. İnsanlar nasihatten önce samimiyet arar. Sözü güzel olan çoktur, fakat sözüne benzeyen insan azdır. Hâli, sözüne şahit olmayan kimsenin tebliği etkisiz kalır. Çünkü gönül, dilin söylediğinden çok hayatın gösterdiğine inanır.
Tebliğ ve irşad; üstünlük taslama makamı değil, hizmet sorumluluğudur. Tebliğ eden kişi kendisini hakikatin sahibi değil, emanetçisi bilmelidir. İrşad eden kişi de karşısındakini mahkûm değil, kazanılması gereken bir insan olarak........
