MATEMATİK VE KÂİNAT…
Matematik, insanın eline verilmiş kuru bir hesap cetveli değil; kâinatın sırlarına açılan ince bir anahtardır. Çoğu kimse onu rakamların soğuk yüzüyle tanır, oysa matematik; varlığın kalbinde atan sıcak bir dildir. Yaratılmış her şey bu dille konuşur. Dağların heybetinde, denizlerin dalgasında, bir karıncanın yürüyüşünde bile sayılar gizlidir. İnsan, bu dili çözmeye başladıkça yalnız formülleri değil, kendi varlık hikâyesini de okumaya başlar.
Kâinatta tesadüf diye bir kelime yoktur. Her şey; ölçüyle, oranla, dengeyle yaratılmıştır. Güneş, ne bir adım ileri gider ne bir adım geri kalır. Ay, geceyi ne eksik ne fazla aydınlatır. Bir tohum çatladığında kökünü toprağın derinliğine, filizini gökyüzüne doğru uzatır; bunda bile şaşmaz bir hesap vardır. İnsan aklı bu düzeni gördükçe hayrete düşer. Hayret etmek, imanın ilk kapısıdır. Matematik, insanı hayretler kapısına kadar getirir, içeri girmek gönlün nasibidir.
Bir arının peteğine bakıldığında; altıgenin mükemmelliği görülür. Ne mühendislik okumuştur arı ne geometri bilmiştir. Fakat yaptığı iş, en usta mimarların hesaplarını geride bırakır. Bir örümceğin ağı, en hassas köprü projelerinden daha zarif bir statik harikasıdır. Yaprağın damarlarındaki simetri, insanın kurduğu en karmaşık şehir planlarından daha kusursuzdur. Bütün bunlar, görünmez bir kalemin aynı dili kullandığını gösterir. Bu; Matematiğin dilidir.
İnsan bu dili keşfettikçe kendini büyük bir kitabın sayfaları arasında bulur. Galileo’nun “Kâinat matematik diliyle........
