HELÂL SOFRA…
Haram zehirden daha tehlikeli, helâl baldan daha kalitelidir. İnsan ne yerse o olur; bedeni yediğiyle, ruhu kazandığıyla şekillenir. Sofraya giren lokma yalnız mideyi doldurmaz, kalbi de yoğurur. Bu yüzden helâl yemek sadece bir gıda meselesi değil; bir iman, ahlâk ve şahsiyet meselesidir. Lokma; insanın kaderine atılan ilk imzadır.
Yüce Rabbimiz Kur’ân’da: “Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin” buyurmaktadır. Müslümanın yediği sadece lezzetli değil, aynı zamanda temiz ve helâl olmak zorundadır. Helâl gıda; insanı Allah’a yaklaştıran sessiz bir ibadettir. Haram ise; kimse görmese de insanın iç dünyasını kemiren görünmez bir ateştir. Eskiler “Lokma kapıdan girer, ahlâk bacadan çıkar” derlerdi. Helâl rızıkla beslenen beden merhamete meyleder, haramla büyüyen beden ise sertleşir.
Zehir nasıl damara karışınca bütün vücudu etkilerse, haram da hayata karışınca bütün huzuru bozar. Bu hakikati en güzel anlatan kıssalardan biri İmam-ı Âzam’ın babası Sabit Hazretleriyle ilgilidir. Gençliğinde nehir kenarında bulduğu bir elmayı sahibinden izin almadan ısırır. Sonra içi rahat etmez, günlerce elma sahibini arar. Bulduğunda helâllik ister. Adam helâl etmez; “Yıllarca bahçemde çalışırsan ancak o zaman helâl ederim” der. Sabit Hazretleri razı olur. O temiz hassasiyetin neticesidir ki, ümmete ışık olan İmam-ı Âzam gibi bir âlim dünyaya gelir.
Bir lokmanın peşine düşen vicdan, bir medeniyet........
