DİLİMİZ KİMLİĞİMİZDİR...
İnsan, önce annesinin sesini tanır, sonra ailesinin dilini öğrenir. Dil, yalnızca konuşmayı sağlayan kelimeler bütünü değildir. Dil; düşüncenin elbisesi, kültürün taşıyıcısı, tarihin hafızası ve milletin kimliğidir. Bir milletin dili zayıfladığında, sadece kelimeler kaybolmaz; o milletin hatıraları, değerleri, inancı ve medeniyet iddiası da yavaş yavaş silinmeye başlar.
Bir ağacı ayakta tutan kökleri olduğu gibi, bir milleti ayakta tutan da dilidir. Kökü kuruyan ağacın yaprakları nasıl yeşil kalamazsa, dili yozlaşan toplumların da kimliği uzun süre ayakta kalamaz. Dil; sadece iletişim aracı değil, nesiller arasında kurulan görünmez bir köprüdür.
Bugün birçok yabancı kelime; reklamlar, sosyal medya ve günlük konuşmalar yoluyla hayatımıza hızla girmektedir. Elbette diller birbirinden etkilenebilir. Ancak mesele etkilenmek değil, kendi dilini ikinci plana iterek yabancı kelimeleri üstün görmek ve öz dilinden utanır hâle gelmektir. İşte asıl tehlike burada başlar. Kendi kelimesine güvenmeyen toplum, zamanla kendi kültürüne de güvenemez.
Dil; aynı zamanda ahlâkın da aynasıdır. Nezaket, edep, hürmet ve merhamet; önce kelimelere yansır.........
