TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
Son yıllarda Türk milliyetçiliği üzerine yapılan tartışmaların önemli bir kısmı, ne yazık ki siyasi rekabetin gölgesinde yürütülüyor.
Oysa Türk milliyetçiliği; seçim meydanlarına, parti programlarına ya da günlük siyasi polemiklere sığdırılamayacak kadar köklü bir fikirdir.
Bu düşünce, Osmanlı'nın son döneminde dağılmakta olan bir devletin yeniden ayağa kalkma arayışından doğmuş, Kurtuluş Savaşı'nda milletin bağımsızlık iradesiyle güçlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin temel taşlarından biri hâline gelmiştir.
Türk milliyetçiliği denildiğinde akla gelen ilk isim hiç şüphesiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür.
Atatürk'ün milliyetçiliği, hiçbir zaman başka milletlere üstünlük iddiası taşıyan bir anlayış olmamıştır.
Onun milliyetçiliği; ortak tarih, ortak kültür, ortak kader ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı etrafında birleşen kapsayıcı bir millet anlayışına dayanır.
"Ne Mutlu Türküm Diyene" sözü de bu ortak aidiyetin ifadesidir.
Türk milliyetçiliği yalnızca Atatürk'ün çizdiği çerçeveyle sınırlı kalmamış, farklı dönemlerde farklı isimler tarafından farklı yönleriyle geliştirilmiştir.
Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliğinin fikir temellerini atarken kültürü merkeze koymuş; Nihal Atsız ise Türkçülük anlayışını daha belirgin şekilde savunmuştur.
Her ikisi de Türk düşünce hayatında önemli izler bırakmıştır.
1960'lı yıllardan itibaren Alparslan Türkeş, Türk milliyetçiliğini siyasal bir hareket hâline getirerek Milliyetçi Hareket Partisi çatısı altında "Dokuz Işık" doktriniyle........
