menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk Muhalefetinin Kör Noktası: Dış Politika

19 0
15.03.2026

İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör

Çavuşesku’nun Termometresi

Cumhuriyet’in Edebiyatı

OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum

D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi

Türk Muhalefetinin Kör Noktası: Dış Politika  

Hepimizin malumudur ki içinde bulunduğumuz coğrafyanın kaderi “kaf” ile değil, “kef” ile yazılmıştır. Bu topraklarda savaş, kriz ve çatışma hiçbir zaman “seferi” birer misafir olmamış, aksine bu coğrafyanın en kıdemli mukimleri olarak kök salmışlardır. Şüphesiz bu trajik tablonun arka planı, sosyal bilimlerin neredeyse tüm disiplinlerini kapsayan çok boyutlu bir nedenler silsilesine dayanmakta.

Öte yandan, Mirjam E. Sørli, Nils Petter Gleditsch ve Håvard Strand tarafından 2005 yılında yayımlanan ‘Why Is There so Much Conflict in the Middle East?’ başlıklı makale, bölgenin kendine özgü kültürel, siyasî, dînî ve iktisadi kodları gereği ontolojik bir kaos ve yoksulluk havzası olduğunu savunan Ortadoğu İstisnacılığı yaklaşımına karşı çıkarak, bir bakıma yukarıdaki satırlarıma okkalı bir reddiye yapıyor. Ne var ki, mezkûr makalenin sunduğu ikna edici ampirik veriler, ezberimizdeki oryantalist şablonun yeniden gözden geçirilmesini mecbur kılsa da Ortadoğu’nun yakıcı gerçeği yerli yerinde duruyor.

Türkiye ise bu yakıcı gerçeğin uzaktaki seyircisi değil; aksine ocağını bu ateş çemberinin tam kalbine kurmuş, bölgeden yükselen barut kokusunu her dem genzinde hisseden bir ülke. Hâliyle Ortadoğu’da patlak veren her kriz, yalnızca sınır hatlarımıza dair bir güvenlik meselesi olarak kalmıyor; diplomatik temsilden iktisadî tedbirlere, iç siyasetteki dengelerden iktidar ile muhalefet arasındaki güç simetrisine kadar her şeyi formatlayan bir dinamiğe dönüşüyor. İşte tam bu noktada siyaset bilimi literatürünün 1950’lerde tartıştığı bir husus, karşımıza çıkıyor: Kamuoyunun dış politika konusundaki algıları önemsenmeli midir?  

Siyaset Bilimci Ole Holsti’nin “Lippmann-Almond Konsensüsü” olarak tarif ettiği argümana göre, kitlelerin dış politika tasavvurlarında ne bir derinlik ne de asgari bir tutarlılık mevcuttur. Bu yaklaşım, seçmenlerin, karmaşık jeopolitik satranç karşısında bütünüyle bilgisiz ve hazırlıksız olduğunu ve anlık-irrasyonel reflekslerin siyaset yapım sürecinde dikkate değer bir karşılıklarının bulunmadığını öne sürer. 1970’lere kadar hayli popüler olan bu görüş, zaman içerisinde yapılan çalışmalarla -bilhassa William Caspary’nin 1970 yılında yayımladığı “The ‘Mood Theory’: A Study of Public Opinion and Foreign Policy” başlıklı çığır açıcı makalesiyle- yanlışlanmıştır. 

Kuşkusuz ortalama bir seçmen, dış politikadaki gelişmeleri değerlendirebilecek bilgi düzeyinden mahrumdur. Seçmenlerin dış politikaya dair müktesebatlarını ölçen çalışmalar, ciddi bir bilgisizlik tablosu çizmektedir. Dış politikanın çok katmanlı yapısı ve diplomatik hamlelerin müstakbel yansımalarını öngörmenin zorluğu da göz önüne alındığında, seçmen kitlesinin bu süreçleri rasyonel ve doğru bir biçimde yorumlaması pek mümkün görünmemektedir. Mamafih, seçmen kitlelerinin dış gelişmelerdeki muhakeme yetersizliği, siyasî partiler için aslında elverişli bir siyasal mobilizasyon alanı sunmaktadır.  

Şöyle ki, seçmenler, gündelik hayatlarına doğrudan temas eden meselelerde dahi kanaatlerini nesnel veriler yerine, aidiyet hissettikleri partinin yahut liderin prizmasından geçerek şekillendirir. Keza 2000’li yıllardan sonraki siyaset bilimi literatürü, seçmenlerin ekonomik gidişata dair değerlendirmelerinin bile rasyonel göstergelerden ziyade partizan aidiyetler doğrultusunda inşa edildiğini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Bu durum, dış politikayı salt bir diplomasi alanı olmaktan çıkararak; siyasî partiler nezdinde mevcut tabanı konsolide etmeye, seçmenle bağ kurmaya ve kararsız kitleleri ikna etmeye matuf stratejik bir siyasallaşma enstrümanı hâline getirmekte. Nitekim Robert Putnam,........

© Daktilo1984