AKP’nin 25 Yıllık Eğitim Karnesi: Türkiye Nitelikli Bir Eğitim Sistemine Ulaşabildi mi?
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
AKP’nin 25 Yıllık Eğitim Karnesi: Türkiye Nitelikli Bir Eğitim Sistemine Ulaşabildi mi?
Türkiye’yi 25 yıldır yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kuruluş yıl dönümü, siyasi tartışmalar ve parti içindeki gelişmelerle gündeme gelirken, iktidarın çeyrek asırlık döneminde sağlıktan eğitime, ekonomiden sosyal politikalara, toplumun yaşamını doğrudan etkileyen alanlarda yaşanan dönüşümler zaman zaman gözden kaçabiliyor. AKP’nin 25. yıl vizyon belgesinin, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kaleme alınan önsözünde, “İlk çeyrek asırda sorunlarını çözen, kendi gücüne güvenen, kendi kararını veren ve kendi yolunu çizen Türkiye’yi hep birlikte inşa ettik. Önümüzdeki çeyrek asır ise inşa ettiğimiz bu kapasitenin kurucu bir etkiye dönüşeceği dönem olacaktır” deniliyor. Peki, Erdoğan’ın sözünü ettiği bu “kurucu etki” eğitim alanında nasıl bir karşılık buldu? AKP’nin 25 yıllık iktidarında eğitimde neler değişti, hangi sorunlar çözüldü, hangileri kronikleşti? AKP’nin 2002’den bu yana eğitim politikası, Türkiye’nin eğitim sistemini hem niceliksel hem de ideolojik açıdan önemli ölçüde dönüştürdü. En somut kazanım fiziksel kapasitede yaşandı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verilerine göre derslik sayısı, 2002-2003 eğitim öğretim yılındaki 367 bin 145’ten 2024-2025 eğitim öğretim yılında 753 bin 571’e, öğretmen sayısı ise yaklaşık 515 binden 1 milyon 34 bin 564’e çıktı. 2002’den bu yana 821 bin 351 öğretmen ataması yapıldı. İlköğretimde derslik başına öğrenci sayısı 36’dan 23’e, ortaöğretimde 30’dan 20’ye düştü. İlköğretimde öğretmen başına öğrenci sayısı 28’den 15’e, ortaöğretimde ise 18’den 11’e geriledi. AKP hükümetleri döneminde MEB bütçesi de merkezi yönetim bütçesinde uzun süre ilk sırada yer aldı. 2026 yılı için MEB, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), ÖSYM, YÖKAK, üniversiteler ve Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü bütçelerinin toplamı 2 trilyon 905 milyar lira olarak açıklandı. PISA SONUÇLARINA GÖRE HEM BAŞARI HEM DE BAŞARISIZLIK VAR Eğitime erişimin genişlemesi, ücretsiz ders kitapları ve teknolojik altyapı yatırımları da dönemin olumlu hanesine yazılabilir. Ancak niceliksel büyüme, eğitim kalitesindeki sorunları ortadan kaldıramadı. Sınav sistemlerinin ve müfredatların sık sık değiştirilmesi, eğitimde istikrar sorununu kronik hâle getirdi. OECD’nin PISA 2022 sonuçlarına göre Türkiye; matematikte 453, okumada 456, fende ise 476 puan aldı. OECD ortalamaları sırasıyla 472, 476 ve 485 puan. Türkiye hâlâ PISA sonuçlarında OECD ortalamasının altında bulunuyor. Ancak tablo tek yönlü değil. Türkiye’nin 2022 matematik ve fen sonuçları PISA tarihindeki en yüksek sonuçlar arasında yer alıyor. Uzun dönem karşılaştırmasında matematik ve fen performansındaki yükseliş dikkat çekerken, 2018’e kıyasla okuma performansında düşüş yaşandı. Bu tablo, eğitimdeki fırsat eşitsizliği sorununu da gündeme getiriyor. Öğrencinin aldığı eğitimin niteliği yalnızca okulun durumuna değil, ailesinin ekonomik imkânlarına, yaşadığı bölgeye ve özel eğitim desteğine erişimine de bağlı. Özel okul, özel ders ve kurslara erişebilen öğrencilerle, ekonomik nedenlerle yalnızca devlet okulunun imkânlarına bağlı kalan öğrenciler arasındaki fark, eğitimde eşitlik tartışmasının temel başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Eğitim sistemindeki niceliksel büyümenin bu sosyoekonomik farkı ortadan kaldırdığı elbette söylenemez. İMAM HATİPLER VE EĞİTİMİN DEĞİŞEN YÖNÜ AKP döneminin eğitim politikalarının en belirgin başlıklarından biri de imam hatip okullarının yaygınlaştırılması oldu. Özellikle 2012’de hayata geçirilen 4 4 4 eğitim sistemiyle imam hatip ortaokullarının yeniden açılmasının önü açıldı. Bu süreç, bir yandan öğrencilere ve ailelere farklı okul seçenekleri sunulması olarak savunulurken, diğer yandan eğitim sisteminin laiklik ekseninden uzaklaştırıldığı ve öğrencilerin daha küçük yaşlarda farklı eğitim kanallarına yönlendirildiği gerekçesiyle eleştirildi. İmam hatiplerin sayısı ve öğrenci kontenjanlarındaki artış, AKP’nin eğitim anlayışındaki dönüşümün de sembollerinden biri hâline geldi. Tartışma yalnızca okul sayısıyla sınırlı kalmadı; müfredattaki dinî ve ahlaki içeriklerin ağırlığı, zorunlu ve seçmeli din dersleri ile devlet okullarında eğitimin laik niteliği de uzun yıllardır tartışma konusu oldu. BAKAN DEĞİŞİKLİKLERİ VE ETKİLERİ AKP iktidarında dokuz Milli Eğitim Bakanı görev aldı. Görev süreleri, uygulamaları ve eğitim politikalarına etkileri açısından Hüseyin Çelik ile Ziya Selçuk öne çıkan isimler arasında yer alıyor. Çelik, altı yılı aşkın süreyle AKP döneminin en uzun görev yapan Milli Eğitim Bakanı oldu. Onun döneminde 2004-2005 müfredat reformu, eğitimde öğrenci merkezli yaklaşım, bilgisayar ve teknoloji yatırımlarının hızlanması, derslik ve öğretmen sayısındaki artış ve OKS yerine SBS sistemine geçiş gibi önemli değişimler yaşandı. Eğitimci ve psikolog olan Ziya Selçuk ise yalnızca AKP tabanında değil, muhalif kesimlerde de olumlu karşılanan bir isim olarak öne çıktı. Selçuk, 2018’de bakan olduğunda eğitim camiasında, AKP döneminin önceki bakanlarından farklı olarak eğitimci kimliği nedeniyle olumlu karşılandı. DW Türkçe’nin o dönemki değerlendirmesinde de Selçuk’un atanması, AKP’li olmayan çevreler açısından bile “sürpriz ve olumlu” bir gelişme olarak aktarılmıştı. Ancak görevi kısa sürdü. Üç yılın sonunda istifa etmesi çeşitli iddiaları da beraberinde getirdi. İstifasının arkasında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ndeki “çift başlılık”, Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu ile MEB arasındaki yetki çatışmaları ve bakanın hareket alanının sınırlı olması gibi nedenlerin bulunduğu öne sürüldü. Bu iddialar resmen doğrulanmadı. AÇIKLAMALARIYLA EN........
