Türkiye-AB İlişkilerinde Bir Adım İleri, İki Adım Geri
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Türkiye-AB İlişkilerinde Bir Adım İleri, İki Adım Geri
Türkiye ve Almanya arasında son dönemde derinleşen ilişkiler, Şansölye Friedrich Merz’in geçen Kasım’daki Ankara ziyaretiyle başlayan ivmenin ardından 18 Mayıs’ta Berlin’de gerçekleştirilen Stratejik Diyalog toplantısıyla yeni bir evreye işaret etti.
12 yıl aradan sonra tekrar devreye sokulan bu mekanizma, iki ülkenin başta güvenlik, savunma sanayi ve bölgesel kriz yönetimi olmak üzere stratejik başlıklarda daha yakın koordinasyon geliştirmesini hedefliyor. Bu gelişme, uzun süredir donmuş durumdaki Türkiye-AB ilişkilerinde de sınırlı bir hareketlenmenin işareti olarak okunabilir.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın mevkidaşı Johann Wadephul ile yaptığı görüşmenin ardından Şansölye Merz tarafından da kabul edilmesi, sembolik olmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Özellikle geleneksel CDU/CSU çizgisinin Türkiye’nin AB üyeliğine tarihsel mesafesi düşünüldüğünde, Berlin’den gelen ton değişimi dikkat çekici.
Geçen yıl kaleme aldığım IstanPol analizimde vurguladığım gibi, Merz liderliğindeki Almanya’nın Türkiye konusunda daha pragmatik ve stratejik bir açılım geliştirmesi ihtimal dahilindeydi. “İmtiyazlı Ortaklık 2.0” olarak adlandırdığım bu yeni yaklaşım, karşılıklı çıkarların dengelendiği ancak tam üyeliğin siyasi ve kurumsal yüklerinden kaçınıldığı bir modeli ifade ediyor; aynı zamanda Avrupa’nın giderek daha işlem odaklı, al-ver temelli bir anlayışa yönelen dış politika çizgisini de yansıtıyor.
Bugün yaşanan gelişmeler bu öngörünün tamamen temelsiz olmadığını ortaya koyuyor. Zira Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği, transatlantik ilişkilerin temelden sarsıldığı ve enerji-ticaret-göç hatlarının giderek jeopolitikleştiği bir dönemde, Türkiye’nin stratejik ağırlığı Berlin tarafından daha açık biçimde kabul ediliyor.
Nitekim Alman basınında da Türkiye’yle yakınlaşma büyük ölçüde reelpolitik çerçevesinde okundu. Özellikle güvenlik, savunma sanayi, NATO koordinasyonu, Ukrayna savaşı sonrası Avrupa güvenliği ve Orta Doğu’daki kırılganlık bağlamında Türkiye’nin “vazgeçilmez ama zor ortak” olduğu vurgusu öne çıkarıldı. Berlin’in dili artık daha az normatif, daha fazla stratejik. Ancak bu değişim, değerler gündeminin tamamen terk edildiği anlamına kesinlikle gelmiyor.
Tam da bu nedenle Wadephul’un basın toplantısındaki vurguları önemliydi. Alman Bakan, Türkiye’nin AB perspektifine destek vermek istediklerini belirtirken söz konusu desteğin koşullu olduğunu da gizlemedi: Kopenhag kriterleri, hukuk devleti ve demokratik standartlar. Yani Berlin’deki yeni yaklaşım bir carte blanche değil, aksine stratejik yakınlaşma ile normatif beklentilerin eşgüdümlü yürütülmeye çalışıldığı kırılgan bir denge olarak değerlendirilebilir.
Bu çerçevede Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında geçtiğimiz günlerde gerçekleşen telefon görüşmesi de........
