Utanç duygusu
Bu yazının başlığı “Bizim iki 12 Eylül’ümüz” de olabilirdi. “Utanç duygusu, vicdan ve iki 12 Eylül” de olabilirdi. Daha nice olasılıklar içinden biri olabilirdi. Ama şu son günlerde yaşadığımız gerçeklikler arasında en ağır basanı “utanç duygusu” olduğundan, bu yukarıdaki başlığı yeğledim. (Bakınız: Üsküdar, Foça ve nice il ve ilçede yaşananlar.)
Utanç duygusunu, kaynak kitaplar, “bir yetersizlik ya da davranıştaki uygunsuzluğun bilincine varınca duyulan acı” diye tanımlıyor. Hicaptan eziklik duygusuna uzanan geniş bir yelpazeye yayılıyor tanımlar. Yapay zekâ ise bu duyguyu, “Kişinin kendisinde algıladığı bir eksiklik, kusur veya hata nedeniyle temelden değersiz, yetersiz veya yanlış hissetmesidir” diye belirtiyor.
Utanç duygusunun tohumları ta çocuklukta atılıyor; aile içinde, eğitimde, yaşam boyu yapılan seçimlerde gelişiyor; zaman içinde vicdana, etik değerlere ve ahlaka bağlanıyor. Yani iyi ahlaklı bir insanın utanç duygusundan yoksun olması düşünülemez.
HİÇ Mİ UTANMIYORLAR?
Bunları bana söyleten seçimlerin, halk iradesinin yok sayılması; sandıkta kazanın bertaraf edilmesi. İstanbul’da seçilmiş 15 belediye başkanının görevden uzaklaştırılması; 9 belediye başkanının CHP’den AKP’ye transfer olması...
“Yetersizlik ya da davranıştaki uygunsuzluğun bilincine varmak...”
Hani son zamanlarda sık sık “Hiç mi utanmıyorlar?” diyoruz ya... Yetersizlik, korkmak, şantaj, tehdit, çıkar, bilinçsizlik... Hayır utanmıyorlar.
İşte........
