Emek ve söz: Aynı kavga
İki gün arayla iki tarih: 1 Mayıs ve 3 Mayıs. Biri emeğin, diğeri sözün bayramı. Biri alın terinin, diğeri hakikatin günü. İlki Emek ve Dayanışma Bayramı. İkincisi Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Ama gelin görün ki bu ülkede ne emek bayram ne de söz özgür.
“Emeğimiz, kimliğimizdir” diyoruz. Evet. Doğru. Ama bu ülkede kimlikler bile değersizleşmişken ve her şey tek tipleşmeye, hoyratlığa, gerilime ve kavgaya yönelmişken emek nasıl değer görecek?
Eğer bir ülkede, emek ayaklar altında eziliyorsa, alın teri hor görülüyorsa çalışmak erdem olmaktan çıkarılmışsa... Yerine rant, talan, ihale düzeni yargı zulmü, tehdit, karanlık para ilişkileri konmuşsa... O ülkede emek yalnızca sömürülmez, aşağılanır. İşçiler yalnızca yoksullaşmaz, yok sayılır. Aç kalmaları, “iş kazalarında” her yıl yüzlerce işçinin ölümü doğal sayılır. Hesabı sorulmaz.
“İş kazası” sözcükleri yanlıştır, bu bir dil yalanıdır. İhmalin, denetimsizliğin, açgözlülüğün sonucudur.
Ve bu düzen sürdükçe devam edecektir.
3 MAYIS: SÖZÜN BOĞULDUĞU GÜN
Ve hemen ardından 3 Mayıs. Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Hangi özgürlük dediğiniz duyar gibiyim.
Gazetecilerin susturulduğu, yargılandığı, hapse atıldığı, trol ordularıyla linç edildiği bir yerde basın özgürlüğünden söz etmek, gerçeğe hakarettir.
Söz susturulunca gerçek ölür. Gerçek ölürse toplum........
