Emperyalizmin 'kukla halife' projesi
26 Kasım 1919’da, İngiliz Yüksek Komiseri A. Ryan, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndan Forbes Adam’a gönderdiği mektupta şöyle diyordu: “Halifenin dünyevi gücünün İngiltere’den başka herhangi bir devletin denetimine geçmesine izin vermemek İngiltere’nin başlıca politikası olmalıdır.”
101 yıl önce, 3 Mart 1924’te, TBMM Halifeliği kaldırdı. Böylece laik cumhuriyetin, ulus devletin; ulusal egemenliğin ve ulusal birlik bütünlüğün önündeki en büyük engel ortadan kaldırıldı.
Peki, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının iddia ettiği gibi Halifeliğin kaldırılmasını İngiltere mi istedi?
I. Dünya Savaşı ve sonrasına ait İngiliz ve Amerikan belgelerine bakıldığında, emperyalist ülkelerin Türkiye’de saltanatın ve halifeliğin kaldırılması gibi bir düşüncesinin olmadığı görülüyor.
Örneğin, “ABD’nin Dış İlişkilerine İlişkin Belgeler”in 1919 yılı Paris Barış Konferansı tutanaklarına göre, 14 Mayıs 1919 Çarşamba günü, saat 16.00’da, ABD Başkanı Woodrov Wilson’un evinde İngiltere Başbakanı Lloyd George ve Fransa Başbakanı M. Clemenceau arasında yapılan bir toplantıda, Türkiye’nin parçalanması ve yönetimi konusu ele alındı.
O toplantıda ABD Başkanı Wilson, “Anadolu’yu ikiye bölelim; Türkler güneyde yaşasınlar,” önerisinde bulununca, İngiltere Başbakanı, “Sultanın Konstantinopolis’te gözetim altında kalması gerektiğini” söyledi. ABD Başkanı, “Güney Anadolu’nun -Türkler için- ayrı bir birim olarak oluşturulması gerekir,” deyince, Fransa Başbakanı, “Türklerin başına kimin yönetici atanacağını” sordu. Bu soruya İngiltere Başbakanı, “Sultan olsun!” diye yanıt verdi. ABD Başkanı ise “Türklerin bir yönetici seçip seçemeyeceklerini” sordu. Bunun üzerine İngiltere Başbakanı, “Bunun (seçimin), onu (Türkiye’yi) cumhuriyet yapacağını” söyledi. ABD Başkanı, “Buna itirazı olmadığını!” belirtince, İngiltere Başbakanı, “Bu durumda Halife ile ilgili zorlukların ortaya çıkacağını” belirtti. Bunun üzerine Fransa Başbakanı, cumhuriyete geçilmesi ve seçim yapılması durumunda bir Fransız ve bir İtalyan’ın aday olmasının her zaman sürtüşme ve sorunlara neden olacağını belirterek, “Padişahın ailesinden bir şehzade çıkarılmasını ve Anadolu’da hüküm sürmek üzere atanmasını” önderdi. ABD Başkanı ise “Sultanın ailesinden bir üyeyi İtalyanların seçmelerini” önerdi. Fransız Başbakanı da “Güney Anadolu’nun daha sonra İtalyan mandasında bağımsız bir devlet olacağını” söyledi. Sonunda ABD Başkanı Wilson’un önerisi üzerine, Anadolu’nun siyasi olarak ikiye ayrılması ve ayrılma yönteminin ileride değerlendirilmesi prensipte kabul edildi.1 Anadolu’da Türklerin yaşayacakları bölgede kendi yöneticilerini kendilerinin seçmeleri, yani cumhuriyet yönetimine geçilmesi ise kabul edilmedi. Çünkü İngiltere ve Fransa, Türkiye’de cumhuriyet olursa ve Türkler kendi yöneticilerini seçerse, Türkleri kontrol edemeyeceklerini düşünüyorlardı. Bu nedenle Fransa Başbakanı M. Clemenceau, kolayca kontrol edebilecekleri bir şehzade atayıp Türkleri onunla kontrol etmeyi önerirken, İngiltere Başbakanı Lloyd George ise Türkiye’yi, İstanbul’da kontrol altında tutulacak sultanın-halifenin yönetmesini istemişti. Sevr Antlaşması öncesinde, emperyalizmin “kukla halife” planı buydu.2
1919-1920 yıllarında İtilaf Devletleri, bir ara Türkleri İstanbul’dan atmayı düşündüler. Bu proje kapsamında halife-sultanın durumunun ne olacağını da tartıştılar. Örneğin, Londra’da yapılan İngiliz-Fransız görüşmelerinde, Türkleri İstanbul’dan atmak gerektiğini ileri süren Lord Curzon, “Vatikan Formülü” diye bir formül geliştirerek Türkiye’nin siyasi başkentini Anadolu’ya kaydırmayı, dini başkentini ise İstanbul’da bırakmayı önerdi. Nasıl ki Papa Vatikan’da oturuyorsa Halife de........
© Cumhuriyet
