23 NİSAN ve ULUSAL EGEMENLİK
“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”
(M. Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1924)
Daha önce, “Osmanlı millet sistemine dönün!” diyerek laik Cumhuriyeti hedef alan , “Lozan’ı” ve “ulus devleti” eleştiren ABD’nin Türkiye Büyükelçisi T. Barrack geçtiğimiz günlerde “Orta Doğu’da işe yarayan tek şey, güçlü liderlik rejimleri oldu: ya merhametli monarşiler, ya da meşruti monarşi türü yapılar…” diyerek bu bölgeye “ulusal egemenlik”, “cumhuriyet” ve “demokrasi” değil “monarşi” önerdi. Nedir “merhametli monarşi?” Herhalde bir monarkın (kralın, padişahın) tebaasına merhamet göstermesidir! Oysa Türkler, bu bölgede son 106 yılın ilk 25-30 yılı içinde, TBMM’yi açarak, padişahlığı kaldırarak, cumhuriyeti ilan ederek, o cumhuriyeti devrimlerle laikleştirerek ve çok partili demokrasiye geçerek “merhametli” veya “merhametsiz” her türlü monarşiyi ortadan kaldırıp ulusal egemenliği, cumhuriyeti ve demokrasiyi gerçekleştirdi. Bugün Türkiye Cumhuriyeti, anayasasına göre laik, demokratik sosyal hukuk devletidir.
Peki, ABD’nin Ankara Büyükelçisi T. Barrack’ın bu açıklamalarına karşı AKP neden sessiz kaldı? Çünkü bugün Türkiye’de geçerli olan ve AKP’nin “Türk Tipi Başkanlık” dediği rejim, tam da Barrack’ın işaret ettiği o “güçlü liderlik rejimleri”nden biri olarak inşa edilmek istenmektedir. “Türk Tipi Başkanlık” denilen bu rejimde Meclis hiç olmadığı kadar zayıflatılmıştır; ulusal egemenlik yok sayılarak Ana Muhalefet Partisi CHP etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde “Orta Doğu’da işe yarayan tek şeyin merhametli monarşi ya da meşruti monarşi olduğunu” ileri süren ABD’nin Türkiye Büyükelçisi T. Barrack’a, 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan TBMM’nin, Türkiye’yi meşruti monarşiden cumhuriyete nasıl taşıdığını hatırlatmanın tam zamanıdır.
TBMM: BİR CUMHURİYET MECLİSİ
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarken “ulusal egemenliğe dayalı yeni bir Türk devleti” kurmayı düşündüğünü söyler. İşte Atatürk, bu yeni Türk devletinin temelini 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’yi açarak attı.
TBMM açıldıktan bir gün sonra TBMM Başkanı Mustafa Kemal (Atatürk) TBMM’de yaptığı konuşmada “Meclisin üstünde hiçbir güç ve kuvvet yoktur” dedi. Bu meclise bir padişah vekili atanmasının doğru olmayacağını söyledi. Böylece TBMM’nin açılmasıyla egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçtiğini duyurdu.
Gerçekten de 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan TBMM, tarihimizde üzerine padişah gölgesi düşmeyen ilk meclisimizdi. Bu bakımdan egemenliğin kayıtsız şartsız millete verildiği ilk meclisti. Tarihimizde 1876’dan beri Mebusan Meclisleri açılmıştı. Ancak bütün o Osmanlı Mebusan Meclislerinin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanan halife-sultan otoritesi vardı. Her ne kadar 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra 1909’da Kanuni Esasi’de (anayasada) yapılan değişikliklerle halifesultanın yetkileri sınırlandırılmış olsa da Mebusan Meclisi üzerine halife-sultanın gölgesi düşmeye devam ediyordu. Bu nedenle Osmanlı Mebusan Meclislerinin tamamı birer meşrutiyet (meşruti monarşi) meclisiydi.
Atatürk’ün Ankara’da, üstelik savaş devam ederken açtığı meclis ise bir Mebusan Meclisi değil, adı üstünde Büyük Millet Meclisi idi. (Meclis ilk açıldığında adı Büyük Millet Meclisi idi, daha sonra başına “Türkiye” ifadesi getirildi.) Bu Meclisin kabul ettiği 1921 Anayasası’nın 1. maddesi “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyordu. Dolayısıyla Atatürk’ün 23 Nisan 1920’de açtığı TBMM, bir meşrutiyet meclisi değil, bir cumhuriyet meclisiydi. Her ne kadar henüz şartlar olgunlaşmadığı için cumhuriyet ilan edilmemiş olsa da TBMM’nin açılma şekli, üzerinde –sembolik de olsa- halife-sultanın hiçbir etki ve yetkisinin olmaması ve bu meclisin 1921 Anayasası ile egemenliği kayıtsız şartsız millete vermesi, TBMM’nin bir cumhuriyet........
