Ne senle ne sensiz ittifakı...
Hangi sohbete dalsak konu eni sonu, nasıl bir dünyaya doğru gittiğimizin belirsizlik ve kaygılarla iç içe geçmiş sorusuna geliyor. Derinleşen kriz başlıkları küresel sistemin tıkanmışlığının, uluslararası hukukun, örgütlerin etki/söz alanlarının yıpratıldığının göstergesi. 2. Dünya Savaşı sonrasının “demokratik değerler üzerinden yükselen Batı ittifakı” söylemleri vahşi kapitalist düzenin yarattığı yıkım ve adaletsizlikle birlikte yara bere içinde.
Geçen hafta epey ses getiren Münih Güvenlik Konferansı bu çerçevede biraz da bilinenin ilanıydı. Konferans öncesi yayımlanan raporda “Dünya, yıkıcı bir siyaset dönemine girdi” vurgusu geleneksel Transatlantik ittifakta yaşanan çatırdamanın nasıl bir sürece evrileceği konusundaki senaryolar için bolca malzeme verdi. Geçen yıl ABD Başkan Yardımcısı Vance’in sert çıkışlarının hedefi olan Avrupa cephesinin bu yıl Washington’a misilleme söylemleri gündeme yansıdı. ABD’nin tepkilerine karşın Avrupa’nın, Washington’ın etkisini yitirmeye başladığı görüşleriyle Çin ve Hindistan’la ilişkileri yakın tutma arayışını da bu çerçevede yorumlamak mümkün.
Görüntü bir anlamda ABD-Avrupa ittifakında “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” tarzı bir müttefikliğin sorgulandığı, bunun yerine “Ne senle ne sensiz” tarzı........
