Murat Ongun’u dinlerken...
Üstüme inşa ettikleri Silivri’den yazıyorum. Gazeteci olduğumu “Turkuaz Kart” ile kanıtlayabileceğimi ileri sürenlerle kavga ederek başladı gün. Olsun, önemi yok; gazetecilik bir şekilde akacağı yolu buluyor; bulduk, bulacağız. Duruşma salonunun dışındaki basın odasında Murat Ongun’u dinliyorum. İnternetin çok zor çektiği o havasız odada, Ongun’un savunmasından notları sosyal medyadan paylaşıyorum; büyük ilgi görüyor...
Düşünüyorum; bundan yaklaşık 18 yıl önce tanışmışız. O da Ergenekon kumpası şüphelisiydi, Zekeriya Öz görevde olmaya devam etseydi aynı davadan beraber tutuklanacaktık. Neyse ki olmadı; o siyasete girmeden önce çalışma arkadaşlığı da sonra rakı masası ortaklığı da yaptık.
Çok kahkaha da attık, çok sitem de ettik. Dost sofralarında o da ben de birbirimize açık açık ne düşündüysek söyledik. Bana sık sık “Barış artık girme yahu içeri, yeter” derdi. “Çok seviyorlar” der, gülerdim. Şimdi binlerce kez adının geçtiği iddianameyle “her kötülüğün başı”........
