Soframızdan Transit Geçen Yeşil Sevda: Sultani Bezelyesi
Yeterince temizlenip soyulmadığında çanağının altındaki sert lifler ön plana çıkıyor ve yemesi zorlaşıyor.
İtalya'da ise mor cinsi Viola enginarları, ince kabukları sayesinde çok daha kolay pişiyor; uzun sapıyla birlikte bol zeytinyağı eşliğinde servis ediliyor.
Kıbrıs'ta ise enginarın sert kabukları çiğ olarak dişlerle sıyrılarak yeniyor. O mayhoş tadına gerçekten doyum olmuyor.
Enginar, karaciğerin en yakın dostlarından biri. Hatta belki de en büyük destekçisi.
Ben de her gün, karaciğeri desteklediği bilinen Milk Thistle kapsülü kullanıyorum. Özellikle karaciğer yağlanmasının önlenmesine katkı sağladığı söyleniyor.
Enginardan sonra en sevdiğim sebze ise "bir varmış bir yokmuş" misali soframıza uğrayıp hızla kaybolan sultani bezelyesi.
Ben bu minik taneli, saydam kabuklu ve kabuğu soyulmadan yenebilen bezelyeye "soframızdan transit geçen yeşil sevda" diyorum. Çünkü ömrü çok kısa... Pazarlarda yalnızca bir, en fazla bir buçuk ay tezgahlarda yerini alıyor. Aldın aldın; yoksa gelecek baharı beklersin.
Birkaç kez dondurmayı denedim ama o sultanlara layık eşsiz tadını ne yazık ki koruyamadı
Bir de sultani bezelyesinin öyle pek bilinmeyen bir özelliği var. Normal bezelyeden farklı olarak kabuğuyla birlikte yeniyor. İşte bütün lezzet de biraz burada saklı. Çünkü o incecik, saydam kabuğu hem çıtırlığını koruyor hem de lif açısından oldukça zengin olmasını sağlıyor. C vitamini, K vitamini ve folik asit bakımından da cömert. Kalorisi düşük ama insanı uzun süre tok tutuyor. Yani küçücük görüntüsünün altında tam bir sağlık deposu yatıyor.
Çıtır dokusu ve körpeliğiyle adeta saray mutfaklarının kısa süreli misafiri...
Ancak sultani bezelyesinin........
