Yoko Ono'nun özgürleştiren kapıları
Dış dünyayı kapının önüne bırakıp, kendi içimdeki dünyaya inerek Yoko Ono'nun hikayesinde gezinmek bende berrak bir zihin ve de düzenlenmiş hisler yarattı. Herşeyden önce, sergi daha ilk andan itibaren oyuna çekiyor insanı. Sert kimliklerden, egodan ne kadar dışarı çıkabiliyorsun, sınırlarını ne kadar koruyabiliyorsun veya var olan sınırlarını geçmek konusunda ne kadar rahatsın her köşe başında durup düşündürüyor. Duygularınla yüzleşmeye açıksan, onları gerçekte olduğu şekliyle yaşamakta ve de konuşmakta cesursan da bu durum doğal olarak sergiden farklı bir deneyim yaşayarak çıkmanı sağlıyor.
Ben sergide sanırım en çok Yoko Ono'nun hikayesini deneyimleyen halimin neye benzediğini görmeyi sevdim. Kendimi yeterince iyi analiz edebildiğim anlarda saklandığım veyahut kaybolduğum yerden dışarı çıkabildiğimi izlemek güzeldi.
Mesela kapılarla ilgili olan tüm çalışmalarda, hem sergi girişinde hem de en alt katta yer alan kapılarda, pek çok insandan daha uzun vakit geçirmek istedim. Çünkü bu kapılar beni "Hayatında geçip gidemediğin olaylar, hala duygusunu kalbinde capcanlı taşıdığın konular neler? Hangileri geçildi, hangileri geçildi zannedildi?.." soruları ile buluşturdu. Dolayısıyla bir yerden sonra sergide önüme çıkan tüm kapıları hayatımın dönüm noktaları ile eşleştirmeye başladım ve bunu düşünmek hoşuma gitti.
Bu sırada sergi sonrası Sakıp Sabancı Müzesi Pazarlama ve İletişim Yöneticisi Hande Erkent Yıldız ile görüştüğümüzde bana önünde "rüzgara, duvara, göğe karşı gelen çığlık" yazan, müzenin mağazasında da satılan iki parmak kalınlığındaki Yoko Ono sergi kitabını hediye etti. Ben de hemen sergi çıkışı müzenin kafesinde oturup kitaba sıcağı sıcağına şöyle bir göz attım.
Kitabın başında sırasıyla Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı, Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Ahu Antmen ve de MUSAC, Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León Müdürü Álvaro Rodríguez Fominaya'nın sergiye ilişkin yazıları var. Devam eden sayfalarda ise Yoko Ono'nun çalışmaları. Kitap tabiki de sergiden daha kapsamlı ve de buradaki sıralama sergiden daha farklı. Ayrıca kitapta, sergide yer almayan çalışmalar da var. Bu nedenle kitabı incelerken sergi alanından daha farklı bir akışa teslim olduğunuzu hissedebiliyorsunuz.
Mesela; "Beyaz Satranç Takımı" (1966)'nın sergilendiği bölüm sergi alanında gördüğüm ancak yanında fazla vakit geçirmek istemediğim bir bölümdü. O satranç takımı orada, ben sergiyi gezdiğim sırada masada öylece duruyordu ve de iki kişi başına oturmuş beyaz taşları sıra ile oynatmaya çalışıyordu. Onların yanından geçerken duvarda........
