CHP ikazları dikkate almalı
Bu satırların sahibi, ailesinden kalan manevi mirasla 80 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nin yanında durmuş bir isimdir. Partiyi sürekli olarak desteklememe rağmen hiçbir yapıcı eleştiriden de kaçınmadığım çok iyi bilinir. Hatta zamanında CHP genel başkanlarını çok daha sert eleştirdiğimi de birçok kişi hatırlar.
Neden mi bunları hatırlatıyorum? Çünkü bir partinin genel başkanı veya üst düzey yöneticileri, “ciddi bir rota hatası yaptıklarını” söyleyen insanlar olduğu zaman hemen kalkanlarını kuşanıp koruma moduna geçmektedirler. Fakat bu makalenin yazarı için böyle bir refleks olamaz. Kendi çıkar ve pozisyonumun tamamen dışında, Atatürk ve demokrasi için CHP’yi ne kadar ödünsüz savunduğumu Özgür Özel de Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere bütün örgüt yakından bilir.
Bu sancılı dönemde, CHP’nin yarım asır sonra tekrar “Türkiye’nin birinci partisi” olması, toplumun Atatürkçü ve muhalif kesimlerini mutlu eden bir gidişat olarak dikkat çekmektedir. Halkımız ekonomik olarak kendini neredeyse iflas konumunda hissederken, beklentisinin üçte biri boyutunda bir fileyle pazardan eve dönerken, emeklinin barınma ve geçinme gibi yaşamsal temel ihtiyaçları sürrealist bir beklentiye dönüşmüşken CHP’nin halkımıza umut saçabilmesi ve 80 mitingle yurdun her yerini sallaması Ana Muhalefet Partisi’nin artı puanlarıdır.
Ne var ki, halktan aldığı rüzgârın etkisiyle sanki “A’dan Z’ye her konuda seçmenini istediği gibi yönlendirebilme” hevesiyle çok tehlikeli sulara girmiştir. Benim de davetli olarak izlediğim “Barış ve Demokrasi” panelleri, geçen hafta da endişelerimi kaleme almama neden olmuş riskli bir buluşmaydı. Haftada bir makale yazan biri olarak, Türkiye’nin ve dünyanın ağır konjonktüründe, aynı konuyu iki hafta üst üste işlemem istisnai bir durumdur. Ama hiçbir tereddüt taşımadan “Barış Süreci” ile ilgili ikinci yazımı da toplumla ve CHP örgütü ile paylaşma ihtiyacı hissettim.
Bugün CHP’yi yöneten, alkışladığımız genç, enerjik ve çalışkan kadroların önemli bir açığı olabilir. Her ne kadar Sayın Genel Başkan, parti büyükleriyle ve eski genel başkanlarla çok değerli bir ilişki götürerek, her daim görüşerek fikir alışverişinde bulunsa da, kadrolarında uzun yılların tecrübesine sahip, kökten partili isimler pek görülmemektedir. Halbuki başkan ve yönetici kadroları, bin bir büyük dert ve faşizm ile mücadelenin girdabındayken, onlardan tartışmasız şekilde daha deneyimli olan isimler, yaklaşmakta olan diğer ağır tehlikeleri, tüm çıkarlarından arınmış bir şekilde görebilirler ve bunları partinin genel Başkanına, önde gelen yöneticilerine ve örgütüne hatırlatmak durumundadırlar. Parti aidiyeti, disiplini ve Atatürk Cumhuriyeti’ne bağlılık kaçınılmaz şekilde bunu gerektirir. Atatürk “Doğruları söylemekten hiçbir zaman kaçınmayınız” cümlesini bu ortamlar için sarf etmiştir.
Konu hakkında kaleme aldığım ilk yazının çıktığı 5 Şubat günü, 12punto.com’da Bahadır Selim Dilek, 7 Şubat günü Cumhuriyet’te değerli sütundaşlarım Örsan Öymen ve Işık Kansu, medya-siyaset.com’da Tevfik Kızgınkaya, 8 Şubat’ta yine 12punto.com’da Meriç Köyatası, 9 Şubat‘ta Cumhuriyet’teki röportajında Uluç Gürkan, medya-siyaset.com’da Suay Karaman, academic.edu sitesinde kaleme........© Bizim TV
