“Başka Seçimin Seçmeni”
Ahmet Güntan’ın bu yılın başlarında yayımlanan Sarıldım Çiftliği (Can Yayınları) bir şair romanı. Mensur şiir falan değil, fakat bünyesinde bir şiirsellik var.[1] “Beni Yunus Ayvaz diye bilin” cümlesiyle başlıyor. Moby Dick’in ilk ‘kült’ cümlesini hatırlatarak (“Bana Ishmael deyin.”) ve “Anadolu bilgeliği” figürlerinden adeta jenerik bir isim devşirerek…
Tıpkı Ishmael gibi, Sarıldım Çiftliği’nin anlatıcısının kendini takdimi de, ‘gerçek’ kimliği-kişiliği ile arasına bir dolayım, bir farklılık ihtimali koşuyor. Nitekim Yunus Ayvaz, şehirdeki “hayatsız, hikâyesiz, tuzu kuru” yaşamını geride bırakarak adeta yeniden doğmaya azmeden birisi. Alt ben tahtındaki iç sesi Sümbül başlı başına, “Yunus diye görünen” adamımızın farklı bir ihtimalini temsil ediyor.
Bir keresinde diyor ki Sümbül ‘sahibine’: “Beni neden hayvanları anladığın gibi anlamak istemiyorsun?” Çünkü Yunus Ayvaz, hayvanlarla, -ama aynı zamanda doğayla da-, hemhal olarak değişiyor, idraki genişliyor. Onlarla sözsüz anlaşmayı öğreniyor; dünyayı, şeyleri, onları uzun uzun seyretmeye vakit tanıyarak anlama yolunu öğreniyor. Sarılmanın (çiftliğin adı bu), sevilmenin hayatın usaresi olduğunu öğreniyor, insanlar derin bağ kurarak, bir sevgi cemaati içinde “yaşarlık” kazanıyor. Pagan (“Brokoli Peygamber” var!), panteist, vahdet-i mevcutçu tasavvurlar arasında salınan bir idil…
Romanın, aslında bir arka plan dekorundan ibaret olan bir motifiyle meşgul olacağım: Seçim ve seçmenler…
Yunus Ayvaz, geçmişinden kopmak üzere yola henüz düzülmüşken, ilk vasıl olduğu köyün kahvehanesine oturduğunda, etrafta asılı bayraklar dikkatini çeker. “Hayrola, bu bayraklar ne?” sorusuna, “Sen nerede yaşıyorsun?” karşılığını alır: “Seçim varmış; benim haberim yoktu.” Kahveci, “insanların iki parti arasında seçim yapacaklarını, köyün ikiye bölündüğünü” söyler. Köylüler “Senin seçimler başka, sen başka seçimin seçmenisin,” diye dalga geçerler. Yunus Ayvaz, kendi zihninde onaylar bunu: “Ben seçimimi yaptım. Her şeyi bir daha konuşmamak üzere geride bıraktım. Geçmişten kalanı yanıma almadım.” Seçimler, siyaset, onun geride bıraktığı hayatın, “büyüklerin kaçıp gittiği dünyası” dediği dünyanın, kendi aydınlanmasına giden kopuşun bir........
