menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e İktidar, Nüfuz ve İlişkiler: Arda Ekşigil ile Mehmet Mithat Bey'in Münasebetsiz Tarihi Üzerine Söyleşi

13 0
08.10.2026

Mehmet Mithat Alam, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan kariyeri boyunca daima iktidarın yakınında kalmayı başarmış, tarihte adına pek rastlanmayan ‘sıradan’ bir bürokrat. Arda Ekşigil, Mehmet Mithat Bey’in Münasebetsiz Tarihi’nde tarihçi ve sinemacı kimliğinin imkânlarıyla Mülkiye’den taşra kaymakamlıklarına, savaş yıllarından Ankara’nın yeni iktidar çevrelerine, oradan iş ve sermaye dünyasına uzanan bu hayatın izini sürüyor. Arşiv belgeleri arasından giderek romansı bir biyografi, tek bir kişinin hikâyesinden ise bir ilişkiler ağı tarihi çıkıyor ortaya. Arda Ekşigil’le, iktidar, nüfuz, sadakat ve para kadar, rejimler değişirken varlığını sürdüren bu ilişki biçimlerini konuştuk.

- Mehmet Mithat Bey senin büyük büyük deden ama ne ailenin hafızasında güçlü bir yeri var ne de tarihin “önemli” adamlarından biri. Mithat Bey, senin yıllarını vereceğin bir kitabın kahramanına nasıl dönüştü?

- Mithat Bey aile içinde Atatürk’e yakınlığıyla takdir gören, fakat hakkında pek de bir şey bilinmeyen bir tarihî figürdü. Tarihe özel merakım olmasına rağmen, onunla uzun yıllar ilgilenmedim doğrusu. Bir gün, Kazım Karabekir’in günlüklerini okurken karşıma çıktı. ‘Şu dedeye bir bakayım’ dedim. Ailevi bir merakla başlayan serüven, git gide içine çekti beni. Buluntular birbirini çorap söküğü gibi takip etti. Aile dairesinin ötesinde, kamuyu da ilgilendireceğini düşündüğüm bir boyut kazandı.   

- Mithat Bey’den geriye, -Mustafa Suphi’ye bir mektubu dışında- kendi sesini duyabileceğimiz bir günlük, hatırat ya da kişisel arşiv kalmamış. Onu teftiş raporlarından, resmî yazışmalardan, ithamlardan, söylentilerden, başkalarının tanıklıklarından kuruyorsun. Buna rağmen ortaya neredeyse roman kahramanı kadar canlı bir Mithat Bey çıkıyor. Burada tarihçinin ihtiyatıyla sinemacının hikâye kurma bakışı arasında nasıl bir denge kurdun?

- Evet, Mithat Bey’in resmî olmayan, bir dostuna (şansımıza, Mustafa Suphi’ye!) şahsi hislerinden ve dertlerinden dem vurduğu tek bir mektup var. Onu ‘geri getirmek’ veya resmedebilmek için bahsettiğin arşiv kaynaklarını kullandım ağırlıkla. Onunla benzer yollardan yürümüş dost veya aşinalarının da hayatlarını mümkün oldukça titizlikle inceledim. Yaşadığı yerleri, soluduğu havayı anlamaya çalıştım. Sinemacılıkla ne kadar ilgili bilmiyorum, ama işin ‘kurgusunda’ kronolojiyi bozarak, lineer olmayan bir anlatıma yöneldim yer yer. Bu yolun, Mithat Bey’in okuyucu tarafından daha iyi ‘kavranmasını’ sağlayacağını umdum. Özelliklerini, zihniyetini daha iyi tahlil ve tespit edebilmenin yolu bazen hikâyeyi klasik hikâye formundan çıkartmaktan geçebiliyor.

- Yolsuzluk ve suistimal iddiaları gibi “münasebetsiz” olaylar, evlilikleri, Mustafa Kemal’le yakınlığı, Kılıç Ali’nin kız kardeşiyle evliliği, İş Bankası çevresi, Krupp ve AEG’yle ilişkileri… Bütün bunlar onu kolaylıkla “şaibeli ve renkli bir bürokratın maceraları” olarak anlatılabilecek cazip bir figüre dönüştürüyor. Ama sen bu kitabı Mithat Bey’in maceralarını anlatmak için yazmadın. Mithat Bey üzerinden aslında neyi anlatmak istedin?

- Evet, hikâyenin aile içinde kalacak dağınık bir anekdot yığını olmanın ötesine geçerek ‘kamuya açılmasının’ sebebi, Mithat Bey’in Atatürk’ün çevresinde bulunmasıyla ilişkili. Onun üzerine çalışırken, Atatürk’ün yakın çevresiyle haşır neşir oldum. ‘Zevat-ı mutade’ (mutat zevat, yani ‘alışılmış kişiler’) denen bu dar muhitle ilgili belli bir akademik standardı tutturan ne kadar az çalışma olduğunu fark ettim. Atatürk’ün ticaret ve iş dünyasıyla kurduğu ilişkiler üzerine ne kadar az şey bildiğimize hayret ettim. Mithat Bey’in hikâyesi bu çerçeveye girdiğinden, bana üzerinde çalışılmaya ve kamuoyuyla paylaşılmaya değer gözüktü.  

- Evet, hikâyenin başına dönelim. Mithat Bey devlete hizmet ve padişaha “sadakat-i ebediye” etrafında şekillenen bir Mülkiyelilik terbiyesiyle yetişiyor. Fakat 1908, bürokratları siyasetle tanıştırıyor. Parti, basın ve cemiyet hayatı memuriyet alanına nüfuz ediyor. Mithat Bey’in kaymakamlıkları da tam bu eşikte başlıyor. Mülkiyeliler bu kırılma evresinde nasıl bir dönüşüm yaşıyorlar?

- Mithat Bey, 1903 yılında Mülkiye’den mezun oluyor ve gençliği boyunca yurdun değişik noktalarında kaymakamlık yapıyor. 1908’e kadar, tam bir Abdülhamit bürokratı. İş tanımı aşağı yukarı belli: fazla suya sabuna karışmadan, yereldeki dengeleri fazla aşındırmadan, merkezin emir ve talimatlarını yerine getirmek; Hamit rejiminin karşıtlarına göz açtırmamak. Meşrutiyet’le birlikte sular bulanıyor iyice. İktidar-muhalefet ikiliğiyle, basınla (yani kamuoyu baskısıyla) tanışıyor Osmanlı bürokrasisi. İdareciler, siyasete giriyor - veya siyaset onlara bulaşıyor. Yaşanan her siyasi kırılma da onları doğrudan, hayati biçimde etkiliyor. Her siyasal alt üst oluş bürokraside de müthiş yırtılma ve kıyımların yaşanmasına sebep oluyor. Mithat Bey ve neslini, tüm kariyerleri boyunca takip edecek belki de en büyük mesele, doğru pozisyon almayı bilmek. Düşe kalka da olsa Meşrutiyet’le beraber ‘kaygan zeminde’ yürümeyi öğrenecekler…   

-  1915’te Mithat Bey’i Kudüs Mutasarrıfı olarak görüyoruz. Bir yanda açlık, sürgün ve savaşın “çiğ ve haşin hakikati”, diğer yanda devletin kaybettiği itibarı ihtişamla telafi etmeye çalışan, tereddüdü zayıflık sayan Cemal Paşa’nın olağanüstü idaresi var. Kudüs mutasarrıflığı ve Cemal Paşa yönetimi, Mithat Bey’i nasıl sınadı ve dönüştürdü?

- Mithat Bey Ocak 1915’te, otuzlu yaşlarının tam ortasında Kudüs gibi çok büyük jeostratejik öneme sahip bir sancağı yönetmek üzere yola düşer. Savaşın sert koşulları, kaynayan Arap milliyetçiliği, ağır aksak büyüyen Siyonist hareket, yabancı devletlerin şehirde kurdukları ezici maddi-manevi hâkimiyet, bölgenin kralı gibi hareket eden Cemal Paşa’nın otoriterliği ve yarattığı daimî gerilim… Tüm bu faktörler Mithat Bey’i derinden etkilemiş olmalı.  Zorluk ve yokluk karşısında gittikçe katılaşan, neredeyse hissizleşen bir profil çıkıyor karşımıza (görebildiğimiz kadarıyla). Ama özel hayatında bunu telafi eden, ‘teselli’........

© Birikim