menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Maraş Hadisesi”

29 0
21.04.2026

Bazı olaylar sadece kendi başlarına sarsıcı olmakla kalmaz, daha önce vuku bulmuş aynı türden olayları da çağrıştırarak bizi daha etraflı ve derinliğine bir açıklama ve değerlendirme çabasına zorlar. Maraş’taki dehşetengiz vaka da böyledir ve böyle ele alınmalıdır.

Çünkü sırf fail açısından baktığımızda dahi bu olay, çok değil daha birkaç ay önce yine genç bile denilemeyecek çocukların katıldığı haraç, gözdağı, uyuşturucu, kiralık katillik gibi “iş”ler için kurulmuş çetelerin art arda gelen sansasyonel vukuatlarıyla rezonanslıdır. Şimdiki genç-orta yaş kuşakların kendi ortaöğretim çağlarında da elbette var olan okul içi şiddet ve öğretmenlere saldırının son on yıllar boyunca katlanarak arttığı da her gündeme geldiğinde söylenmekteydi zaten.[1]

Gerçi şu son işaret edilen noktalar –şimdilik– epeyce “Türkiye’ye özgü” görünüyor ise de; ergen biri veya birileri tarafından okulda katliam yapma türünden olaylar daha önceki dönemlerde ihtimal dahi verilmeyen ama şu son çeyrek yüzyılda –önce ve daha fazla– ABD’de, sonra başka ülkelerde de karşılaşılan yeni, şu yaşadığımız döneme özgü bir fenomen. Yani olayı nedenler açısından ele aldığımızda ergenlik ve ortaöğretimin sorunlarından bahsedecek isek; bundan önceki dönemlerde de varolan bu sorunların neden bu dönemde böylesi dehşetengiz sonuçlar verebildiği sorusuna eğilmeliyiz öncelikle. Bir başka trajik olay üzerine söylenmiş o gayet özlü cümleyi hatırlayarak, “bir bebekten bir katil yaratan” dönemin hangi özellikleri ve gidişatıyla, daha önceki dönemlerde ihtimali bile düşünülememiş bu tür olayları mümkün hale getirebildiği sorgulanmalıdır.

Ayrıca dikkate alınmalıdır ki; şu içinde bulunduğumuz yaklaşık yarım yüzyıllık son dönemde, neredeyse istisnasız dünyanın bütün toplumlarında, hem uzak geçmişten beri süregelen yoksulluk, gelir dağılımı uçurumları, adalet sistemi aksaklıkları, her türden güç ve otorite sahiplerinin keyfiliği ve zorbalıkları gibi “alışıldık” sorunlarda belirgin bir ağırlaşmanın yanı sıra; önceki dönemlerdekinden bambaşka tezahür biçimleri ile de giderek daha sıklıkla karşılaşır olduk. Sanki yaşam alanlarımızın temelinde yer alan ve tarih boyunca belirli aralıklarla depremler üretip sosyo-ekonomik düzenimizi ve yaşam tarzlarımızı yeniden kurmamızı zorunlu kılan fay hatlarının hepsi birden hiç olmadıkları kadar daha sarsıcı ve sürekli hale gelen bir hareketlenme içine girmiş; ya tamamen kırılıp sükûnete kavuşacak ya da üzerlerinde şekillenmiş yapıları yerle bir edecek gibi.

Bu tespitin açımlanmasına geçmeyi bile daha baştan engelleyebilen bir soruya cevap vermek gerekir. Çünkü denilebilir ki; ergen-genç kuşakla ve biraz daha genişletirsek okul kurumuyla, eğitim-öğretim düzeniyle ilgili bir olguyu, sorunu dünyanın halihazır düzen(sizliği)ne bağlayıvererek ele almak aşırı genelleyici bir tutum olmaz mı? Eğer yetişkinler dünyasıyla ilgili sorunlardan biri bile değil birkaçı söz konusu olsaydı çerçeveyi dünyadaki durum ve gidişat üzerinden çizmek anlaşılabilirdi, ama sosyo-ekonomik, politik düzenlerin ve gidişatın pasif muhatapları olan, o süreçlerde aktif olarak yer almayan ergen-genç kesim odaklı olguları, konu ve sorunları pedagojinin çerçevesini aşmadan ele almak gerekmez mi?

“Normal” düşünüş tarzımızın soruları bunlar. Ama şimdilik epeyce görünen hakikat karşısında geçerliliklerini büyük........

© Birikim