menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yalom’un Vizöründen Aşka Bakmak

32 37
26.02.2026

Romantizm denen kavramın klişeden kitsch’e çok geniş bir ürün ve deneyim skalasında pazarlandığı bir tüketim çağı ritüeli olan 14 Şubat’ta, aşktan bahsetmeyi değil bahsetmemeyi seçmek anlamlı olabilir, sonuçta bir yılda 364 gün daha var bunun için. Ama, ne yana baksak kalp gördüğümüz böyle bir günde aşka dair bir şeyler düşünmemek o kadar kolay mı? Ve çeşit çeşit çiçek ve çikolata tasarımının arasında yürürken “bu, çikolata kutuları ve güller değil, daha pis bir şey” diyen bir şarkıyı hatırlamamak?[1]

Irvin Yalom, 1989 tarihli kitabına adını veren ‘Love’s Executioner’ (Aşkın Celladı) hikâyesine âşıklarla çalışmaktan hoşlanmadığını belirterek başlar ve şöyle der:

“İyi bir terapist karanlıkla savaşır ve aydınlanmayı arar, oysa romantik aşk gizemle beslenir ve incelendiğinde ufalanıp dağılır. Aşkın celladı olmaktan nefret ederim.” (22)

“İyi bir terapist karanlıkla savaşır ve aydınlanmayı arar, oysa romantik aşk gizemle beslenir ve incelendiğinde ufalanıp dağılır. Aşkın celladı olmaktan nefret ederim.” (22)

‘Aşkın Celladı’nda hikâyesini dinlediğimiz kişi yetmiş iki yaşındaki Thelma’dır. Katlanılmaz bir aşk acısı çektiğini söylediği ilk seansta Yalom buna inanamaz: aşırı derecede bakımsız hatta derbeder görünümlü, en küçük bir hayat ışıltısı yaymayan bu kadının aşkla nasıl bir bağlantısı olabilir diye düşünür. Thelma, sekiz yıl önce eski terapistiyle bir aşk macerası yaşadığını, o zamandan bu yana ayrılık acısını aşamadığını, bir kez intihara teşebbüs ettiğini, bir sonraki seferde başaracağını düşündüğünü ve son çare olarak ona geldiğini anlatır Yalom’a.

“Aşk, Yok Olmak Diyor Biri”[2]

Thelma’nın sekiz ay boyunca haftalık seanslarda gördüğü stajyer psikolog Matthew, stajını bitirip bir başka hastanede çalışmaya başlayınca hastalarına veda ettiğinde Thelma çok üzülür, çünkü o, hayatının çok önemli bir kısmını psikologlar karşısında geçirmiş kronik depresif bu kadının daha önce hiç rastlamadığı türde biridir: Matthew, ona maneviyat dünyasının kapısını aralamıştır, onu herkesten daha iyi anlamıştır. Son görüşmelerinden bir yıl sonra sokakta karşılaşmaları aralarında bir romantizm doğmasıyla sonuçlanır ve böylece takip eden yirmi yedi gün boyunca süren bir ilişki yaşarlar: her gün birkaç kez telefonda konuşurlar, toplam on dört kere buluşurlar (aralarında sadece ilk gece tam anlamıyla cinsel birliktelik olduğunu, diğer seferlerde Matthew’un empotans yaşadığını ileriki seanslarda öğreniriz). Matthew ilişkiyi birden bitirince Thelma’nın dünyası kararır; onu aramaya, mesajlar bırakmaya devam eder. Matthew, başlarda bu arama ve mesajların bazılarına yanıt verse de sonra tam bir sessizliğe gömülür. Bir süre sonra Thelma intihara teşebbüs eder, bunu bildirdiği Matthew hastanede onu kısaca ziyaret eder ama son derece mesafeli bir tutum takınarak. Matthew’un bu karşılaşmadaki soğukluğu, Thelma’nın canını o sessizlikten daha çok acıtır. Son sekiz yıl boyunca, doğum günü vb. günlerde ve bir de ne zaman yeni bir terapiste başlasa Matthew’un tele-sekreterine mesaj bırakan Thelma, her sabah gözünü açtığı andan gece uykuya dalana kadar Matthew’u düşündüğünü ve onunla geçirdiği yirmi yedi günün tekrar tekrar döndüğü zihninde artık neredeyse başka hiçbir şeye yer olmadığını anlatır Yalom’a. Onu hayatta tutan tek umutsa Matthew’un onu tekrar sevmesi falan değil, sadece onun için hâlâ bir anlam ifade ediyor olduğunu duymaktır.

“Beni yılda bir kez arasa, benimle beş dakika olsun konuşsa hatırımı sorsa, ilgilendiğini gösterse, bu bile mutlu olmama yeterdi. Çok şey mi istiyorum?” (40)

“Beni yılda bir kez arasa, benimle beş dakika olsun konuşsa hatırımı sorsa, ilgilendiğini gösterse, bu bile mutlu olmama yeterdi. Çok şey mi istiyorum?” (40)

Thelma, burada mutluluk kelimesini lafın gelişi kullanmaz; intiharın eşiğinde gezen kronik depresif bu kadın burada gerçek anlamda mutlu bir insan olmayı kastetmektedir.

Yalom, Thelma’nın aşk diye tanımladığı duruma dair şunları söyler:

“Şimdiye kadar belliydi ki Thelma'nın Matthew'a olan aşkı gerçekte başka bir şeydi - belki bir kaçış, yaşlanma ve yalnızlığa karşı bir kalkan. Bunun içinde Matthew'dan pek az şey vardı, ne de –eğer aşk sevecen, verici, ihtiyaçtan bağımsız bir ilişkiyse– pek fazla aşk vardı.” (41)

“Şimdiye kadar belliydi ki Thelma'nın Matthew'a olan aşkı gerçekte başka bir şeydi - belki bir kaçış, yaşlanma ve yalnızlığa karşı bir kalkan. Bunun içinde Matthew'dan pek az şey vardı, ne de –eğer aşk sevecen, verici, ihtiyaçtan bağımsız bir ilişkiyse– pek fazla aşk vardı.” (41)

Thelma’nın terapi sürecindeki direnci karşısında tıkanan Yalom, bir risk alır ve Matthew’u da çağırdıkları üçlü bir seans önerir. Başta kararsız kalan Thelma teklifi kabul eder ve adeta bir başka kadına dönüşmüş gibi çok bakımlı ve hoş bir şekilde gelir bu buluşmaya.  Matthew, birlikte geçirdikleri dönemde kendisinin çok ciddi ruhsal sorunları olduğunu, ardından bir psikoz geçirdiğini ve Thelma’nın mesajlarına karşılık vermemenin doktorunun ona tavsiyesi olduğunu açıklar. Bu buluşma Yalom’un beklediği gibi sonuç verir: Thelma’nın Matthew’a dair saplantısı çözülür. Tabi, kendisini çok büyük bir boşluğun içinde bulur kadın. Yalom, Thelma’nın asıl iyileşme sürecinin bu noktadan itibaren başlayacağını düşünmüştür, üçlü görüşmeyi de o nedenle planlamıştır, saplantının objesi ortadan kaldırıldığında bu saplantının neyi gizlediğini ortaya çıkarıp onun........

© Birikim