Kırmızı Hapın Türkçe Prospektüsü
Yıl muhtemelen 2016. ODTÜ kampüsündeyiz, kütüphanenin önündeki banklarda oturuyoruz. Yanımdaki arkadaşım bana utana sıkıla bir şey söylemeye çalışıyor, ne söylediğini duyduğumda anlıyorum ki muhtemelen mansplaining yapıyorsun suçlamasından çekiniyor. "Aslında sizlerin çalışmadığı bir konu var" diyor, "bence çalışılması lazım". Sizler dediği de ODTÜ kampüsünün verdiği özgürlük hissiyle her erkeğe rahatça haddini bildirebilen, ama gerçek dünyada her erkeğe haddini bildiremeyeceğini iş hayatına girince öğrenecek olan sivri dilli feministler. Arkadaşım bana "red pill" hareketinden bahsediyor, internette kısa süre önce başlamış olan, onun gözüne ilişen, genelde forumlarda, Reddit'te bahsi geçen bir hareket. Çok fazla kadın düşmanı konuşmaların yer aldığı, hatta erkeklerin artık kadınlarla ilişkiyi reddetmesine sebep olacak kadar nefret içerikli paylaşımların yapıldığı bir yer olarak tanımlıyor. O zaman aklımda bir başlık olarak kalıyor bu ama hiç üstüne düşmüyorum.
Yıl 2026 oluyor. Reddit, Ekşi Sözlük yazıları, hatta Instagram yorumları bile aynı argümanları sıralayan kadın düşmanı söylemlerle doluyor. Bakıyorum, X'te birden hiç tanımadığım Zendaya'yı savunmak için tartışmalara giriyorum, bir arkadaşım bir reels'in altında regl hakkında konuşmanın ne kadar doğal olduğuna dair aynı anda üç kişiyle tartışıyor, başka bir arkadaşım DEHB kadınların iş hayatında nasıl ayrımcılığa uğradığına dair paragraflarca süren bir kavgaya girmiş, ben Reddit'te genelde yazılımcıların olduğu bir grupta kadın düşmanı bir söylemin altına yazdığım eleştiriden dolayı beş erkek tarafından cevap bombardımanına tutuluyorum. Mücadele alanının artık büyük ölçüde çevrimiçi olmasının yanında, tüm tartıştıklarımız da bir şekilde konuyu kadınların cinselliğe erişiminin kolay olduğuna, erkekleri kandırdıklarına ve her taciz şikayetinin aslında şirketlerde yükselmek için kadınlar tarafından uydurulduğuna getiriyor.
Gözüme en çok şu mesele çarpıyor. İnternetteki tüm bu tartışmalar, tacizci etiketi yapıştırılan erkeklerin, cinselliğe ulaşamadığı için bunu öğrenemeyen, sevdiği kız onu kandırdığı için veya kadınlar hep belli tip erkekleri seçtiği için de duygusal hiçbir deneyimi olamayan genç erkeklerin mağduriyetine geliyor. Konu ne olursa olsun tartışma sürekli erkeklerin nasıl mağdur olduğuyla noktalanıyor.
Sonra bana yıllar önce önerilen bu konuya eğilmek geliyor aklıma. Reddit'teki başlık artık sadece eski linkler aracılığıyla erişilebiliyor, buna karantinaya alınmak deniyor, ama elimizde bu konunun en doğru sahası yerli Reddit olarak duruyor: Ekşi Sözlük.
Hatırlarsınız, Matrix filminde Morpheus iki hap uzatır. Mavisini yutarsan yatağında uyanırsın, kırmızısını yutarsan tavşan deliğinin dibine inersin. Filmdeki kırmızı hap seni sömüren sisteme karşı bir uyanış. İnternetteki kırmızı hap ise kadınların bir nevi kullanma kılavuzunu satıyor, üstelik bedava olduğunu söyleyerek. Birikim bu araziyi bir kez, 2019'da kuşbakışı gördü. Bana kuşbakışı yetmiyor, o yüzden sahaya iniyorum.
The red pill başlığının ilk entry'si (“girdi” anlamında) 2014 tarihli, öğreti orada henüz fanatiklerine kapılmadan da uğranabilecek hoş bir Reddit köşesi diye tanıtılıyor, mahalleye yeni açılan kafeyi öven bir site sakini tonuyla, aradan geçen on bir yılda başlık yüz sayfayı aşmış ve o kafenin yerinde artık bir tarikat dergahı kurulmuş. Saha da tek bir başlıktan ibaret değil, mesele başlıktan başlığa yönlendirmelerle dallanıyor, the red pill'den mgtow'a (“men going their own way/kendi yolunda ilerleyen erkekler” anlamına geliyor), solipsizm'e, “hipergami vs poligami”ye uzanan birden fazla bağlantıdan oluşan bir sözlük bu. Tek bir yazarın tek bir entry'de kendi yazdığı on başlığa verdiği bağla büyüyor, aynı birkaç sözlük yazarı birbirini alıntılaya alıntılaya arşivi kapalı bir atıf ağına çeviriyor. İşin cilvesi, bu taşıyıcıların kendini hastalık değil panzehir sanmasında. Bujalka ile arkadaşlarının çalışmasında aktardığı bir yorumda, biri red pill'i kültürel Marksizm dediği salgına karşı vücudun ürettiği bir antikor gibi anlatıyor, yani kendini iyileştiren taraf sayıyor. Oysa panzehir diye yuttuğu hap hastalığın ta kendisi, o taşıdıkça virüs daha da yayılıyor.
İddia da buradan çıkıyor. Erkek yalnızlığı gerçek bir ağrı, ama manosferin (erkküre de deniliyor bu dijital topluluklara) sattığı şey ağrının ilacı gibi durup aslında ağrı sürdükçe gelir getiren bir abonelik, iyileştirdiği an müşterisini kaybedeceği için hastalığı hiç iyileştirmemek üzere kurulmuş. Akademik adı da var, protection racket, yani koruma haracı. Bujalka ile arkadaşları manosferi baştan sona bir haraç çevrimi olarak okuyor; önce güvensizlik kışkırtılıyor, sonra o güvensizliğin panzehri satılıyor, müşteriden para ve itibar toplanıyor, toplanan da yeniden korku üretmeye yatırılıyor; böylece ilaç sattığı hastalığı durmadan kendisi imal ediyor.[1] Bu, manosfere özgü bir kurnazlık da değil, kapitalizmde ilaç sektörünün en çok kazandıran hastası zaten iyileşen değil ömür boyu reçeteye bağlı kalan hastadır. Red pill de aynı modeli erkeklik piyasasına taşıyor, şifa diye idame, tedavi diye abonelik satıyor. Aslında manosferin yaptığı, kolektif ve yapısal bir yarayı, yani yalnızlığı ve toplumsal yeniden üretimin çöküşünü özelleştirip bireysel bir piyasa ürününe çevirmek, çareyi de tam bu yüzden sistemde değil kadında göstermek.
Her ilaç bir şikâyete satılır, o yüzden önce şikâyeti ciddiye almak gerekiyor. Erkekler arasındaki arkadaşlığın çöktüğü doğru, Amerika'da 1990'da erkeklerin yarısından fazlasının altı ya da daha çok yakın arkadaşı varken bugün bu oran dörtte bire inmiş, hiç yakın arkadaşı olmayanların oranı ise beş katına çıkmış, rakam gerçek olduğu için ağrı da gerçek. Aynı rakamı iki ayrı ses okuyor; biri yalnızlığı topyekûn bir erkeklik krizi ilan edip faturayı feminizme kesiyor, öteki yalnızlığın esasen sınıfsal olduğunu, güvencesizlikten, durgun ücretlerden, insanı eve kapatıp ekrana bağlayan bir düzenden geldiğini söylüyor ve kadınların erkeklerin sorununun faili sayılamayacağını ekliyor. Red pill tam bu ikinci okumanın üstünü örtüyor, sistemin açtığı yarayı alıp faturasını kadına yıkıyor. Mirowski'nin tarif ettiği hile bu, neoliberalizm bozulduğunda çare diye hep daha fazla neoliberalizm yazılır, yani insanı yalnızlaştıran piyasa, yalnızlığın ilacı olarak yine kendini sunar; kendini geliştir, kendini pazarla, rekabette öne geç, der.
Ağrının kendi sesini duymak için arşive dönmek yetiyor. Allahverdi ile Çeçen'in bir Türk red pill YouTube kanalında okuduğu iki bin dört yüz yetmiş yorumdan birinde, on sekiz yaşında, kısa ve çirkin olduğunu, hiç sevgilisi........
