“Umut, Onu bir Beklenti olarak Görmeyi Bıraktığınız Anda Radikal Hale Gelir”
Türkçede yayımlanan ilk kitabınız Özgür’de Soğuk Savaş boyunca Doğu Bloku’nu “seyahat özgürlüğünü kısıtlamakla” suçlayan Batı’nın, sınırların açılması ve Arnavutların İtalya’ya ulaşmaya çalışmasıyla nasıl bir şiddet aygıtına dönüştüğünü anlatıyorsunuz. Stadyumlara hapsedilen mülteciler, Vlora gemisindeki direniş ve nihayetinde birçok mülteci kadın ve çocuğun ölümüne yol açan 1997 Otranto trajedisi… “Serbest dolaşım” hakkının yalnızca sermaye için geçerli olduğu, emek ve mültecilerin ise bir “güvenlik tehdidi”ne dönüştüğü bu yeni Avrupa sınır rejimini, kapitalizmin doğasında var olan kalıcı bir “faşizm” biçimi olarak yorumlayabilir miyiz?
Sınırlar her zaman bazıları için açık, bazıları içinse kapalı olmuştur: Aşırı zenginler vatandaşlık ve oturum izni satın alırken, savunmasız göçmenler sınır dışı edilmek için uçaklara konulur. Bu asimetri bence tesadüf değil; sistemin ta kendisinin dayattığı bir şey: Göçmenler haklara sahip olmadıklarında sömürülmeleri kolaylaşır. Bence göçmenlere karşı kullanılan “güvenlik” söylemi, liberal kapitalizmde yaşanan bir sapma değil, onun yapısal bir özelliğidir; bu söylem, özünde sorgulanmayan bir ekonomik düzeni pekiştirir ve vatandaşlığı alınıp satılan bir meta haline getirir. Devlet, sınıf çatışmasında arabuluculuk yapmayı bırakır ve bu çatışmanın bir aracı haline gelir —önce düzensiz göçmenlerin peşine düşerler, sonra vatandaş olmayanların, ardından da “yanlış” isimlere sahip vatandaşların. Kapitalizm, sınıf çatışmasının yapısına bağlı olarak çeşitli rejim türleriyle uyumludur, ancak bana göre faşizm, mevcut politik iklimde ne şekilde alıyorsa, odur.
Türkçede yayımlanan her iki kitabınız da, kriz dönemlerinde faşizm ve otoriterliğin nasıl sıradanlaştığını ve sermayenin hayatta kalması için nasıl araçsallaştırıldığını ortaya koyuyor. Bugün, Avrupa’da liberal merkezin çöküşüne ve neofaşist, aşırı sağ hareketlerin yeniden ana akım haline gelişine tanık oluyoruz. 1990’ların neoliberal şok terapisi ve hayal kırıklığı –ki siz bunu “tarihin sonu” yalanının çöküşü olarak tanımlıyorsunuz– bugünkü aşırı sağ dalganın kökeni mi? Ve sol, bu öfkeyi neden örgütleyemedi?
Evet, 1990’ların şok terapisi son derece önemlidir. Sosyalizmin ölümünün ilan edildiği an, tam da kapitalizmin sosyalistlerin öteden beri uyardığı yapısal hastalıkları —eşitsizlik, kemer sıkma politikaları, refah devletinin içinin boşaltılması— ortaya çıkarmaya başladığı andır. Aşırı sağın geri dönüşünü mümkün kılan şey, aynı zamanda merkez solun tepkisiydi: 1989’dan sonra merkez sol, kapitalizme alternatif olma hedefinden vazgeçti ve onu daha iyi yönetmekle yetindi —küresel kurtuluşu ulusal reformla, siyaseti kurumsal/bürokratik politika ile takas etti—, böylece “üçüncü yol” çöktüğünde, ortaya çıkan yabancılaşma, örgütlenebileceği bir yer bulamadı. Aşırı sağ, bu boşluğa gerçek bir güçsüzlük teşhisiyle ama yanlış bir reçeteyle girdi; sınıf mücadelesini etnik çatışmayla, enternasyonal dayanışmayı milliyetçi kinle değiştirdi.
Bugüne dönersek: Haziran 2026 itibarıyla, başkent Tiran’da haftalardır süren protestoların, bir kıyı ekosistemini koruma çabasının ötesine geçip neoliberalizm karşıtı bir “ayaklanma”ya dönüştüğüne tanık oluyoruz. Bu yeni muhalefet dalgası, 1990’ların liberalleşme yanılsamalarından tamamen kopmuş, yeni ve gerçek bir sınıf/çevre mücadelesinin habercisi olabilir mi? Ya da solun örgütlenme konusundaki başarısızlığıyla ilgili önceki soruya dönersek, bu protestolar bu konuda da bize bir şeyler anlatıyor mu?
Tiran protestoları —siyasi kayıtsızlığın ve sivil toplumun ele geçirilmesinin tümüyle tamamlanmadığının bir işareti olarak— ne kadar cesaret verici olsa da, onlara fazla anlam yüklemekten kaçınıyorum. Hareket doğası gereği parçalanmış durumda: Elitlerin yolsuzluğuna ve kıyı bölgelerinin halkın elinden alınmasına yönelik meşru bir eleştiri etrafında birleşiyor, ancak hükümetin istifasını ve belirli yasaların yürürlükten kaldırılmasını talep etmenin ötesinde henüz siyasi bir amaç birliğine sahip değil —bu bir muhalefettir, henüz bir alternatif değil. Daha derindeki sorun ise —yani solun, kapitalizme yönelik tutarlı, enternasyonalist bir........
