Anna Karenina’nın Namusu (İffeti)
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Deniz Göktaş'ın tutuklanması, düşünce ve ifade özgürlüğüne yeni ve kuvvetli bir müdahale olarak gündemde. Eleştirinin mizahla gelmesi nedense hep iktidarın en rahatsız olduğu, müdahalenin hiç gecikmediği örnekler oluyor. Mizahın toplum üzerindeki etkisi kadar kişilerin ironiyi, sanatı kavramayı güçleştiren derinliksiz bakış açısı, sığlıkları da belirleyici oluyor. Eleştiriyi alay zannederek hakarete uğradığını düşünen kalabalık bir zümre var.
Deniz Göktaş'ın şovunda espri konusu yaptığı başlıklar arasında Celal Şengör’ün Anna Karenina için geçmişte söyledikleri, tutuklanmasının ardından Fatih Altaylı ile Celal Şengör arasında geçen sohbetle yeniden gündem oldu.
Bu sohbet, bu ülkede sığlığın yanında kendini aydın, ilerici, laik, özgürlükçü, aydınlanmacı sayanların kadına bakışını açığa çıkaran laubaliliğiyle de rahatsız edici.
Tolstoy’un yaklaşık yüz elli yıldır dünyanın dört bir yanında okunan Rus edebiyatı klasiklerinden Anna Karenina, sonunda Türkiye’de ahlak masasına yatırıldı. Edebiyat bağlamında bir eleştiri, değerlendirme falan da değil; düpedüz namus bekçiliğiyle. Romanı mahalle dedikodusuna indirgeyen sohbette Altaylı soruyor: “Hakikaten o… dedin mi?”
Yanıt kısa: “Dedim.”
Gerekçesi: “Kocasına ihanet edip bir subayla yatan kadına başka ne denir?”
∗∗∗
İş bu kadarla kalsa iyi; Şengör, sorunun ardından Tolstoy eleştirisine geçiyor: “Tolstoy’un iki romanını okudum. ‘Harp ve Sulh’ şahaneydi. Anna Karenina’yı okudum, kadının yaptıklarından midem bulandı.”
Mesele, bin beş yüz sayfalık Rus edebiyatını “kocasını aldatan kadın” düzeyinde özetleyebilme rahatlığı.
Daha doğrusu, edebiyatı ahlak zabıtalığına indirgemekte.
Öncelikle Anna Karenina’nın konusu, bir zina öyküsü olarak........
