Vebal
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Eğer bir hanede sahur sofrası kurulamıyor, tencere kaynamıyorsa bu vebali ne siz ne de biz taşıyabiliriz” sözleri, bu ülkede var olan derin yoksulluğun en tepeden dillendirilmiş bir itirafıdır. Ama aynı zamanda bir siyasi manevrayı da açık ediyor: Sorumluluğu üstlenmek yerine dağıtmak; adres göstermek yerine sis perdesi indirmek.
“Vebal” kelimesi tam da bu yüzden siyasette kullanışlıdır. Manevi bir ağırlığı vardır; ama çoğu zaman somut sorumluluğu görünmez kılacak kadar da esnektir. Oysa ekonomide tablo, soyut bir kader anlatısından değil; rakamlardan, kararlardan ve o kararların bağlandığı bir illiyet zincirinden oluşur. Bir ülkede sofranın kurulamaması bölüşüm düzeninin en çıplak fotoğrafıdır.
Bugün Türkiye’de asgari ücretin 28 bin 75 TL olduğu; buna karşılık dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 31 bin 224 TL’ye çıktığı bir gerçekliğin içindeyiz. Son açıklanan ocak ayı verisinde gıda fiyatları yüzde 6,6 arttı. TÜİK verileri son 12 ayda meyve fiyatlarındaki artışın yüzde 41’e ulaştığını gösteriyor. Kırmızı etin kilosu bazı yerlerde 1000 TL’ye dayanmış durumda.
Bu rakamlar tek başına bir istatistik değil, bir rejimin önceliklerinin tercümesidir. Milyonlarca çalışanın aldığı ücret ailesini hayatta tutabilmek için gereken seviyenin altındaysa burada geçim sıkıntısı diyerek küçültülecek bir durum yoktur. Hele 20 bin TL seviyesinde aylıkla yaşamaya çalışan........
