Ulusal mı, evrensel mi?
Sinemamız önümüzdeki günlerde yeni bir sınava girecek. Berlin Film Festivali’nin farklı bölümlerinde beş yönetmenimiz (içlerinden biri Türkiye’den değil ama Türk asıllı bir Alman; geçen yıl ‘Öğretmenler Odası ‘ filmiyle dünyanın dört bir yanında övgülerle karşılanan İlker Çatak) görücüye çıkacak. Çatak’ın yeni filmi ‘Sarı Zarflar‘ Uluslararası Yarışmada Altın Ayı için yarışacak. Aynı seçkide Türkiye’den de Emin Alper’in filmi ‘Kurtuluş‘ var. Yan bölümlerden ‘Forum‘da Banu Sıvacı‘nın ‘Günyüzü’ ve Dalya Keleş’in kısa filmi ‘Yerçekimi’, Forum Expanded’da Burak Çevik’in kısa filmi ‘İki Laborantın Yorgun Saatleri‘ yer alıyor. Epey bir zamandır özlediğimiz bir tablo bu.
Berlin Festivali’nin Ana Yarışma seçkisine göz atıyorum. Bakalım hangi ülkeler var? Film adlarını dilimize çevirirsek: ‘Yeni Bir Şafak’ Japonya-Fransa ortak yapımı, ‘Denizde’ ABD-Macaristan ortak yapımı, ‘Alçak Sesle’ Fransa-Tunus, ‘Dao’ Fransa-Senegal-Gine Bissau, ‘Toz’ Belçika-Polonya-Yunanistan-Birleşik Krallık, ‘Herkes Bill Evans’ı İzliyor’ İrlanda-Birleşik Krallık, ‘Sarı Zarflar’ Almanya-Fransa-Türkiye, ‘Kurtuluş’ Türkiye-Fransa- Hollanda-Yunanistan-İsveç-Suudi Arabistan, ‘Karım Ağlıyor’ Almanya-Fransa, ‘Nina Roza’ Kanada-İtalya-Bulgaristan-Belçika, ‘Kraliçe Denizde’ Birleşik Krallık-ABD, ‘Rose’ Avusturya-Almanya ortak yapımı. Tek ülkenin yapımı olan bir Alman, bir Meksika, bir ABD filmi var yalnızca. Dikkat ederseniz, Emin Alper’in filmi en fazla sayıda ortak yapımcısı olan film. Peki, bu tablo neye işaret ediyor?
Hiç kuşkusuz, ulusal sinema diye bir kavramın artık geçerli olmadığını, sinemanın evrensel, aynı zamanda kişisel bir dil olduğunu gösteriyor. Cannes artık filmlerin yanına ülke adı yazmıyor bile; yönetmenin adıyla dünyaya sunuluyor filmler. Bu noktaya gelinmesinde çeşitli ögeler rol oynuyor: yönetmenin kendi ülkesi yerine -ele aldığı konu gereği- başka bir ülkede ürün vermeyi seçmesi ya da otoriter rejimlerden çalışma olanağı bulamayan bir........
