menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yılın put kırıcı filmi annelik üzerine

29 24
17.01.2026

Bağımsız sinemanın, özellikle A24 etiketli filmlerin izleyiciyle kurduğu o tekinsiz ilişkiyi bilirsiniz. Koltuğunuza gömülmek istersiniz ama film yakanıza yapışır, bırakmaz. Bu hafta her yerde adını duymaya başladığımız 'Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim' (If I Had Legs I’d Kick You) tam olarak bu hissi yaratıyor. Mary Bronstein’ın 2008’deki Yeast’ten 17 yıl sonra gelen ikinci uzun metrajı, Sundance’ten Berlinale’ye uzanan yolculuğunu Rose Byrne’ın kazandığı Altın Küre’yle taçlandırdı. Oscar adaylığı gelmezse yılın en büyük haksızlığı olur. Byrne’ın komedi kökeninden gelip bu kadar yoğun bir dramda devleşmesi, onu yarışın sürpriz favorisine dönüştürdü. NYFCC ve NBR gibi kritik ödülleri toplaması tesadüf değil.

Film, anneliğin tabu sayılan karanlık bölgesine doğrudan giriyor. Bronstein, kişisel bir krizden yola çıkarak anneliği bir tür 'kimlik erozyonu' olarak tanımlıyor: Tam oluşmuş bir insan, bir anda yalnızca 'birinin annesi'ne indirgeniyor; bu dönüşümü sorgulamak ise suçlulukla bastırılıyor. Yönetmenin amacı romantize edilmiş annelik mitini parçalamak. Punk‐rock bir öfkeyle, süslü anlatıların değil, içten içe çürüyen duyguların üzerine gidiyor. Linda’nın motel odasında sıkışması bu yüzden sadece mekânsal değil; sistemin anneliği kaçışı olmayan bir görev olarak kurmasının fiziksel karşılığı. Kızının hastalığı çözümsüzleşirken Linda’nın hareket alanı daralıyor; o meşhur 'anne dayanır' kalıbının içinin boş olduğunu anlıyoruz. Bazen anne dayanmaz. Kaçmak ister. Ama kapı çoktan........

© Birgün