Her yerde olan görünmez güç
Bugün cebinizde taşıdığınız, geceleri uyku kaçıran bildirimlerin kaynağı olan o akıllı telefonun, sizi algoritmalarla tanıyan sosyal ağların ve “bir tıkla her şey” illüzyonunun arkasındaki asıl fail transistördür. Ne dev ordular kurdu ne de nutuklar attı; sadece elektriği biraz daha akıllı kullanmamıza izin verdi. Gerisi kendiliğinden geldi.
Transistörün neden bu kadar önemli olduğunu anlamak için önce ondan önceki dünyaya bakmak gerekir. 20. yüzyılın ilk yarısında elektronik denilen şey, esas olarak vakum tüpleri üzerine kuruluydu. Radyo alıcıları, ilk bilgisayarlar ve askeri iletişim sistemleri bu cam tüplerle çalışıyordu. Sorun şuydu: Vakum tüpleri büyüktü, çok ısınıyordu, bolca enerji tüketiyordu ve bozulmaya son derece yatkındı. ENIAC gibi ilk bilgisayarlarda binlerce vakum tüpü bulunuyor, bunlardan biri yandığında sistemin tamamı çökebiliyordu. Dijital çağın temeli, adeta nazlı bir sobaya emanet edilmişti.
Kısacası, insanlık “elektronik bir gelecek” hayali kuruyordu ama elindeki teknoloji bu hayali sürekli baltalıyordu. İşte tam bu noktada sahneye, pek de karizmatik olmayan bir kurtarıcı çıktı.
1947 yılında, ABD’deki Bell Labs bünyesinde çalışan üç bilim insanı – John Bardeen, Walter Brattain ve William Shockley – katı hâl fiziği üzerine yürüttükleri çalışmalar sırasında, elektriği küçük bir yarı iletken parça üzerinden kontrol edebileceklerini gösterdiler. Bu aygıta “transistör” adı verildi. Kelime, “transfer” ve “resistor” sözcüklerinin evliliğinden doğmuştu;........
