menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mahirlerin mirası

70 0
06.04.2026

Türkiye sosyalistleri için dayanışma ve şiddetin “sınıfsal ve ahlaki sınırını” belirleyen pusula, Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’ye yolculuklarının nedeni ve oradaki "Erleri çekin, rütbeliler gelsin" haykırışıyla inşa edildi. Türkiye’nin devrimcilerini, 12 Eylül öncesi halkın gözünde kahramanlara dönüştüren de “devrimci dayanışma, inanç ve ahlaklarıydı.” Yeni Çeltek’ten, Tariş Direnişi’nden Fatsa’ya, Ege tütün tarlalarından Zap Köprüsü inşaatına kadar, sosyalistlerin halkla kurduğu bağın harcı "dürüstlük” ve “halktan yana” olmaktı. Bilmeyenler ya da hatırlamayanlar, Sinan Cemgil’in ana babasının evlatlarının cansız bedeni başında ihbarcı İnekli köylülerine söylediklerini bulup okusunlar ya da Cevahir için o zamanlar 14 yaşında olan Sibel Erkan’ın söylediklerini…

Teori ve pratikten süzülen bu etik ilke, “halk için, halkla beraber çalışmak ve dayanışma” ile iki sözünün birinde aşağıladığı bir kimliğin özgürlüğü için “halka rağmen, sınıfı yok sayarak, sivillere ve içe dönük şiddetle biat ettirme ve tasfiye etme” yöntemi arasındaki farkı bugün, hala belirliyor.

SİYASAL ÖZNENİN TASFİYESİ VE ‘YERLİ VE MİLLİ’NİN İNŞASI

Yılmaz Güney, yoksul halktan gelip, bilincini sosyalizmle tahkim ederek kendinde devrim yaparken, devrimi kendi dışına da yaymanın imgesidir. O da, devrimci inancı ve düşüncesini sanatsal eylemle pratiğe dökerek halk kahramanı olanlardan biriydi. Kişisel macerası “feodal erkek şiddetinden” ezilenin öfkesini sisteme (oligarşiye) yönelten bir devrimci iradeyi temsil eder. Yeri geldiğinde Mahirleri evinde saklayıp, mahkemede bunu gururla söylemesi de bu yüzdendir.

12 Eylül darbesi, bu "tehlikeli" ve “politikleşmiş halk kahramanı” imgesini kıyarak ya da fiziksel olarak sürgüne yollayarak yok ederken, boşalan........

© Birgün