Tükeniş sürecinin diyalektiği
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Türkiye toplumsal ve siyasal faylarında biriken, büyük ve her an kırılmaya açık bir gerilim hattında ilerlemeye çalışıyor. Çok katlı bir kriz bütün toplumu içine alıyor. İktidar ise hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor. Oysa her şeyin kontrolden çıkacağı yönündeki bir duygu ülkeyi etkisi altına alıyor. Gelecek kaygısı, endişe ve karamsarlık halkı sarıyor. Her an panik atağa dönüşme potansiyeli olan toplumsal bir anksiyete yaşanıyor. Her şey Silivri’den bile görünüyor.
Bu tablonun başlıca nedeni; ülkenin ufkunu karartan, siyasal ve tarihsel ömrünü doldurduğu halde bir kez ele geçirdiği devleti bırakmak istemeyen iktidar oluyor.
Rejimin demokratik yollardan değişebileceğine; hukukun herkese eşit şekilde uygulanacağına, anayasal bir devletin yürürlükte olduğuna ilişkin inancın derinden sarsıldığı bir ortamda, iktidar siyasal ömrünü uzatmaya çalışıyor.
Ancak, toplumsal desteğini yitiren iktidar, halktan tazelenmiş bir rıza ve onay üretemediği için, ömrünü uzatmak için elindeki kamu gücünü kullanıyor. İktidar ve kurduğu düzen asgari de olsa rızaya dayalı hegemonya dönemini geride bırakmış görünüyor. Açık zor kullanımı sıkça devreye sokuluyor. Siyaset kurumu çöküyor. Sınırlı ve sorunlu da olsa geçmişte işleyen demokratik süreçlerin çalışabileceğine ilişkin güven yok oluyor.
GÜÇ PARADOKSU
Bütün devleti ele geçiren, rejimi değiştirmek üzere üst üste hamle yapan, örneği görülmemiş bir sansür ve baskı rejimi kuran siyasal İslamcı iktidar, gücünün zirvesinde görünüyor. Hukuku eğip-büken, istediğini gözaltına alıp tutuklatan, insanların malına-mülküne el koyan, 25-50 yıllık gelecek planları yaptığını belirterek, dolaylı şekilde, iktidarı bırakmayacağını ima eden AKP ve Cumhur İttifakı sanıldığı gibi güçlü mü? Değil!
İktidar gerçeklikten kopmuş görünüyor. Ağır ekonomik kriz koşulları, artan yoksulluk ve kurulan ganimet-yağma düzeninin siyasal baskıyla birleşince toplumsal bir patlamanın fitilini ateşleyebileceğini görmüyor. Görse bile, bunun bir “muhalefet komplosu” olabileceğini düşünüyor.
Dahası, kitlesel ve demokratik bir muhalefet dalgasını devlet gücü ve örgüt desteğiyle ezebileceğini hesaplıyor. Bunu yapabileceğine inandığı anlaşılıyor.
Ülke deyim uygunsa bir “suni denge” üzerinde duruyor. Çünkü, kamu gücünü arkasına alan iktidar kendisini olduğundan çok güçlü gösteriyor. Oysa iktidar tarihinin en güçsüz dönemini yaşıyor. Bu tespit, olana bitene bakılarak abartılı ya da gerçek dışı bulunabilir. Tam tersine AKP iktidarının tarihinin en güçlü döneminden geçtiği bile ileri sürülebilir.
Nitekim, özellikle iktidar çevreleri, ele geçirdikleri medya ve devletin ideolojik aygıtları üzerinden bu algıyı yerleştirmeye çalışıyor.
DÖNEMİ ANLAMAK
Durumu klasik siyaset bilimi yöntemiyle kavramak gerçekten kolay değildir. Öyle ya, devletin bütün kurumları iktidarın elinde. Yasalar ihtiyaç varsa istenildiği gibi eğilip........
