menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyasal İslamcılık mı? Milli ve manevi değerler mi?

78 232
23.02.2026

Geçen haftaki yazımı, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına yapılan yeni atamalara da işaret ederek "Ya Taktik Geri Çekilme Ya Açık Saldırı" ara başlığı verdiğim bölümle bitirmiş, "Bekleyelim, göreceğiz" demiştim. Fazla beklemedik, öyle anlaşılıyor ki iktidar, öngördüğümüz gibi giderek sertleşecek bir baskı döneminin kapılarını açıyor. Adeta bir "savaş" kabinesi kuruluyor.

İktidarın, muhalefetin baskısı ve eylemleri karşısında sıkıştığı, ekonomik krizin yıkıma uğrattığı halkın tepkileri karşısında bunaldığı ve toplumsal tabanının durdurulamaz şekilde dağılması nedeniyle paniğe kapıldığı görülüyor. Bir çıkış arayan ve iktidar ömrünü uzatmaya çalışan İslamcı hareket, sorunu baskıları artırarak, devletin şiddet aygıtlarını daha çok devreye alarak çözeceğini sanıyor. En azından bunu denediği anlaşılıyor.

AKP iktidarı, Ramazan ayının da gelmesini değerlendirerek bin yıllık yöntemi bir kez daha kullanmaya çalışıyor. Laiklik ve demokrasiyi savunanları "din düşmanı" gibi göstererek kendisinden uzaklaşmaya ve çözülmeye başlayan dindar tabanını tutmayı hesaplıyor. AKP, o dindar kesimlerin esas olarak Cumhuriyetin kazanımları ve birikimi ile sorunları olmadığı için kendisinden uzaklaşabildiğini anlamak istemiyor. AKP hızla çekirdek tabanına doğru daralıyor. İktidarı kaybetme korkusu onu daha saldırgan hale getiriyor.

Erdoğan iktidarı, "Laikliği birlikte savunalım" çağrısını yapan ve "Türkiye gerici-şeriatçı bir kuşatma altında!" başlıklı bildiri yayınlayan aydınlara ve sanatçılara karşı bir hukuksal süreç başlatmaya hazırlanıyor. Bu bildirinin yayınlanmasını bir fırsata çevirmeye ve bir saldırı gerekçesi haline getirmeye çalışıyor. Üstelik bunu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilkokul öğrencilerine, "Evinizde ailenizle birlikte iftar yaptığınız sofradan fotoğraf getirin" diye genelge yayınladığı günlerde yapmaya kalkışıyor.

SİYASAL İSLAM YABANCI İDEOLOJİDİR!

Sanılanın aksine siyasal ya da radikal İslamcılık, geleneksel bağlara sahip "yerli ve milli" bir hareket değildir. Bu topraklara ve kültüre yabancı, kökleri dışarıda ve emperyalizmin imalatı gerici-faşizan bir ideolojidir. Neredeyse tamamı soğuk savaş döneminin ve emperyalizmin ürünüdür. Emperyalizmin sola karşı, İslam dünyasını kontrolü altında tutmasının ve zengin enerji kaynaklarının sömürülmesinin bir aracıdır.

Türkiye İslamcılığının, Osmanlı seçkin dindarlığı ve kent İslamı ile de bir bağı yoktur. Medrese İslamına daha yakın, ama halk İslamına ise neredeyse taban tabana zıt ve yabancı bir ideolojidir. Ülkemizdeki İslamcılık, bazı geleneksel tarikatlar bir yana bırakılırsa eğer, neredeyse başından itibaren emperyalizm ve istihbarat örgütlerinin anti-komünist operasyonlarının ideolojik bir imalatıdır. Bir operasyonel sokak gücü olarak 1950 ve 60’larda temelleri atılan bir güç olarak şekillenmiştir. (Bu konuda Yeni Ülke dergisinin 33. sayısına yazdığım makaleye bakılabilir.)

Komünizmle Mücadele Dernekleri, Büyük Doğu dergisi, Nurculuğun kimi kolları........

© Birgün