Kötü sonsuza sürüklenirken!
Her alanda deyim uygunsa göğüs göğüse bir kavga yürüyor. Türkiye kelimenin tam anlamıyla yönünün yeniden belirleneceği tarihsel bir kavşağa doğru akıyor. Nereye evrileceğini bu mücadelenin sonucu belirleyecek.
Hegel, Hukuk Felsefesinin Anaçizgileri kitabında devletin gücünü "dışsal" ve "içsel" olmak üzere iki kaynaktan aldığını söyler. Bu iki kaynak arasında hem bir gerilim hem de bütünlük vardır. Diyalektik ilişkinin doğasıdır bu durum. Dolayısıyla devlet bu iki güç kaynağından birini kaybettiği zaman, devlet olma niteliğinden de uzaklaşıyor. Topluma karşı, ona yabancılaşan ve nihayet onunla kavga etmeye başlayan "dışsal" bir güç haline geliyor. Bu "dışsallık" daralan bir sınıfsal güç kaynağına dayanmak demektir.
Hegel'in sözleri tam olarak şöyle:
"Özel hak ve çıkar, aile ve sivil (uygar) toplum alanları karşısında devlet, bir yandan bu alanların yasa ve çıkarlarının kendisine bağlı ve bağımlı olduğu bir dışsal zorunluluk ve üstün güçtür. Ama öte yandan devlet, onların içkin ereğidir ve gücünü kendisinin tümel son ereği ile bireylerin tikel çıkarının birliğinden, yani bu bireylerin bir takım haklar taşıdıkları ölçüde ona karşı ödevler de taşıması olgusundan alır." (*)
Tümel amaç ya da yönelimi ile bireylerin veya toplumun tikel çıkarları ve hakları arasındaki dengeyi bozan (dengesi uzun süreli bozulan) devletlerin yoluna devam etmesi zordur. Böyle devletlerde iktidar olan ve gücü elinde tutan kesimler giderek "dışsal", yani topluma yabancı bir güç haline gelir ve oligarşiye dönüşür. Hal böyle olunca, devleti/erki elinde tutan, egemen sınıflar içinden ayrışan ve mutlak azınlık konumundaki bir klik/fraksiyon, giderek artan oranda "devletin şiddet aygıtlarına" başvurmaya yönelir. Çünkü artık toplumdan rıza ve ideolojik-kültürel bir onay üretme yeteneğini de büyük ölçüde yitirmeye başlar.
HUKUK GÜVENLİĞİNİN ÇÖKÜŞÜ
Türkiye böyle bir siyasal süreçten geçiyor. Bugün ülkede hukuk güvenliği kalmamış durumda. Kimsenin özgürlüğü, hukuku, malı, mülkü, kazanılmış hakları güvende değil. Adalet sadece mülkün (devletin) temeli olmaktan çıkmıyor, mülkiyetin de güvencesi olmak özelliğini kaybediyor. Bir sulh ceza hâkiminin kararı ile bu ülkede herkesin malına, parasına, mülküne el konulabiliyor. Kuralları ve kutsalları olan bir kapitalizm bile yok. İkili bir hukuk düzeni kurulmuş durumda. Topluma ayrı hukuk, İslamcı-muhafazakâr oligarşiye ve destekçilerine ise ayrı hukuk uygulanıyor. Eğer muhalif bir siyasal ya da entelektüel tercihe/konuma sahipseniz düşman hukukunu bile aşan bir Ortaçağ rövanşist saldırganlığı ile karşı karşıyasınız demektir.
Ülke hızla İslamo-faşist bir diktatörlüğe sürükleniyor. Bu operasyonun en önemli aygıt ya da araçlarından birini de fiilen oluşturulan yeni hukuk/yargı aygıtı oluşturuyor. Daha doğrusu yargı içindeki özel bir yapılanmaya gidildiği anlaşılıyor.........
