menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD-İsrail’in İran saldırısı vesilesiyle: Enerji sistemlerinin dayanıklılığı üzerine

38 0
06.03.2026

ABD ve İsrail’in İran’a dönük geleceği belli olan saldırısı, İran’ın hemen herkesi şaşırtan cevabıyla birlikte pek çok boyutuyla tartışılmaya devam ediyor. Gelinen noktada İran’ın 500 yıllık devlet geleneğini ve çok boyutlu yapısını anlayamayan ve Hamaney’in ölümü ve ardından bir halk ayaklanması ile rejimin çökeceği beklentisi ile başlayan süreç, İran’ın bölgedeki ABD üslerini ve özellikle Katar’daki kritik radar sistemini hedef alması sonucunda yeni bir boyuta taşınmış görünüyor.

Cenevre’de İran ile müzakere devam ederken ve belli bir anlaşma sonucunda teknik heyetlerin görüşmesi aşamasına geçilmek üzereyken böyle bir saldırıya başlaması ve dahası her türlü uluslararası hukuk normu bir yana kendi iç yasal süreçlerini bypass ederek "İsrail vurdu, biz de İran nasıl olsa bize de cevap verecek diye operasyona girdik" gibi içler acısı bir gerekçeye sığınmış olması, önümüzdeki yıllarda ABD’nin gerileyen hegemonyası için sembolik bir aşama olarak görülecek.

ABD’nin hegemonik gücünün korunması için çıplak bir güç aygıtı dışında elde başka bir enstrüman kalmadığının anlaşılması; geçtiğimiz iki yıl içerisinde hızlanan bir takvimle Ortadoğu’nun İsrail hegemonyasında yeni bir düzene kavuşması ve İran’da rejim değişikliği ile asıl büyük tehdit olan Çin’in enerji tedarikine büyük bir darbe vurulması hedefiyle başlayan bu büyük altüst oluşun temel yapısal nedenini oluşturmaktadır. İran’ın herkesi şaşırtan direnci, ABD’nin askeri gücünün de sınırlarını göstermesi açısından da dikkate değer sonuçlar doğuracaktır.

İran’ın yıllara yayılan bir plan sonucu olduğu anlaşılan ve Çin’in stratejik desteği olduğu görülen çok boyutlu cevabı, askeri ve siyasal hedeflerin yanında enerji tedariki ve fiyatlandırması başta olmak üzere dünya ekonomik sistemi üzerinde de ciddi sonuçlar doğuracak cürette olmuştur. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla Brent petrol 80 dolar seviyesini görmüştür. Dünya petrol tüketiminin yaklaşık 5’te 1’i ve deniz yoluyla taşınan her 3 varilden 1’i bu stratejik boğazdan geçmektedir. Dahası mevcut fiyat artışları fiili bir arz daralmasından ziyade, krizin ne kadar süreceğine dair yaşanan panik ve belirsizlikten kaynaklanmaktadır. Diğer yandan İran petrolünün ’inden fazlasını alan Çin’in, daha önceden depolama yaptığı için kısa vadede arz problemi yaşamayacağı görülmektedir. Uygarlığımızın temelde bir petro-kimya uygarlığı olduğu düşünülürse, petrol fiyatlarında yaşanmaya başlayan artış sadece ulaşımı değil; tarım ürünleri başta olmak üzere plastik sanayi, polietilen, deterjan, tıbbi aparatlar, yapıştırıcılar, asfalt vb. başta olmak üzere doğrudan fiyat artışlarını tetikleyecektir. Ayrıca özellikle Katar’da üretilen alüminyum, üre ve metanol gibi global tedarik zinciri için kritik önemdeki yarı mamullerin üretimlerinin durması küresel ölçekte genel bir enflasyon baskısı yaratmasının yanında geniş çaplı üretim duruşları yaratma riskini........

© Birgün