menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Madenciler Ankara’ya yürüyor, halk da onlarla!

34 0
19.04.2026

Cumartesi sabahı, bir haftadır yolda olan Doruk Madencilik işçilerine Başbereket köyünde katılıyoruz. Ankara’ya daha 70-75 km yolları var. Jandarma bölgesinden çıkıp polis bölgesine girdiklerinde engellenmezlerse, Pazartesi başkentin merkezinde olacaklar. İşçilere sorarsanız, engelle karşılaşsalar da aşıp Ankara’ya girecekler. Haklarını almadan da dönmeyecekler.

Başbereket’in az ilerisinde, Yenikent’e doğru dik bir yokuş var. Çıkılır mı? Çıkılır tabii, şişmiş tabanlarla, ayakkabıya sığmadığı için terlikle bütünleşmiş ayaklarla bile çıkılır. Ama zor. Tek sıra halinde, jandarma korumasında trafiğe engel olmadan ilerleyen işçiler yokuşu tırmanıp da tepeye ulaştıklarında, bir jandarma yanaşıyor yanlarına. “Başardık!” diyor, “Başardık, yeşil vadiye ulaştık!”

Jandarmanın sesinde empati var, yapabildiği kadarıyla dayanışma var. Yol boyunca işçilerin yanlarından geçen araçların; kamyonların, TIR’ların, minibüslerin, otobüslerin “dayanışma” diye kulakları sağır eden korna seslerine karışan bir empati. Az ileride, Karayolları işçileri kaya kırma makinasının “TAK TAK TAK” diye çıkan güçlü sesini korna seslerine eşlik için salıyorlar ortama.

Bu yol bu kadar çok korna sesini, bu kadar içten bir desteği, bu duygulandıran dayanışmayı daha önce hiç görmüş müdür bilmiyorum.

Bağımsız Maden İşçileri Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, daha birkaç gün önce salındığı cezaevinin havasını, orada mahkûmlardan ve infaz koruma memurlarından gördüğü dayanışmayı da yanına alıp gelmiş. Tek sıra işçi kolunun en önünde, yanında sendika Genel Başkanı Gökay Çakır ve destek için gelen CHP PM Üyesi İlhan Cihaner’le birlikte yürüyorlar. “Bu insanlar neden yürüyor?” diye sormadan, onlara eşlik ettiğim kısacık yürüyüşte tanık olduğum dayanışma ve desteği soruyorum.

“Sendikanın parası yok” diyor. “7 gün boyunca 150’yi aşan işçinin yemeği, çayı, suyu, yağmurluğu halk tarafından organize ediliyor. Muazzam bir dayanışma. Beypazarı’nda çok büyük bir karşılama ve çok büyük bir uğurlama vardı. Kadın, çocuk… Sabah da buraya geldiler. Akşam 7’de yemeği biz getireceğiz diyorlar.”

ESNAFIN DAYANIŞMASI SOĞUK GÜNÜ ISITIYOR

İşçilerin aşağıdaki yeşil vadiye el salladığı tepedeki düzlükte, işçi grubundan olmadığı belli bir çift dikkatimi çekiyor. Desteğe gelmişler. Artık yanlarında neler getirdilerse.

Çayırhan esnafından Mehmet Kıymet ve eşi Tuğçe Kıymet. Belli, inançlı insanlar. Mehmet Bey, “Bu mücadelede zafer kazanacaklarına inanıyorum” diyor. “Eşimle ben elimizden gelen desteği veriyoruz. Bölgemiz küçük. Biz hep beraberiz, bir aile gibiyiz. İnşallah, Allah nasip ederse çıktıkları yolda yanlarındayız, Rabbim yar ve yardımcıları olsun.”

Tuğçe Kıymet, Çayırhan’da kırtasiyeci. 4 yıldır esnaflık yapıyor. “Biz ekmeğimizi bu arkadaşlardan kazanıyoruz” diyor. Eşiyle birlikte o kadar güzel konuşuyorlar ki, emeğin en yüce değer olarak hakkının teslim edildiği yerde bütün diğer ayrımlar silikleşiyor. Emek birleştiriyor. “Onlar emeklerinin karşılığını alacak ki biz satış yapacağız. Biz kaç yıldır idare ediyoruz, elimizden geldiği kadar destek veriyoruz ama arkadaşların maaşları olmazsa nereye kadar?”

Kırtasiyeci Tuğçe’nin de bir veresiye defteri var. Şu okul kantinlerine bile girdiğini duyunca yüreğimizi burkan defter. Madencileri, çocuklarını nasıl geri çevirsin. Fiyat falan da söylemeden “Yavrum, al git” diyor çocuklara.

“Bu insanların veresiye yazdırırken yüzlerindeki mahcubiyeti görüyorum. Bu insanlara reva değil ki, bu insanlar dilenci değil ki. Haklarını alamıyorlar. Mağdurlar. Onlarla birlikte biz de mağduruz. Biz her zaman işçinin, vatandaşın yanındayız. İnsanlar vatanını yurdunu terk etmiş, gelip bizim yöremize yerleşmişler çalışmak için. Gencimiz var işsiz, işe giriyor maaş alamıyor. Evlenemiyor, evleniyor çocuğuna bakamıyor.”

Hadi o soruya geleyim: Neden yürüyor bu madenciler?

Yanıt basit aslında. Ücretlerini alamıyorlar, tazminatlarını alamıyorlar, ücretsiz süresiz izinlere çıkarılıp kazanılmış haklarını elde edemeden bir başka yerde ekmek aramaz zorunda kalıyorlar.

YILDIZAR PATRONU BUNU HEP YAPIYOR

Başaran Aksu, Doruk Madencilik’i de bünyesinde bulunduran Yıldızlar Holding’in bunu temel iş yapma biçimine dönüştürdüğünü, işletmelerinin olduğu her yerde aynı şeyi yaptığını, işçilerin özlük haklarına, ücretlerine çökmeyi bir holding pratiğine dönüştürdüğünü anlatıyor. “İşçileri 300-500-700 kişilik gruplar halinde ücretsiz izne çıkarıyorlar. İşçiler borçlu insanlar, acilen ve derhal çalışmak zorunda oldukları için oradaki özlük haklarını bırakıp başka işlere yönelmek zorunda kalıyorlar. Bu yolla da işçilerin özlük hakları yükünden firma kendini kurtarmış oluyor. Düzenli maaş ödememek bir başka pratikleri; 3 ay, 5 ay maaşların içeride tutulması, ara ara yarım maaş, 1 maaş ödemek.”

Aksu’ya göre; SS Yıldızlar Holding’in Osmanlı padişahları soyundan geldiğini iddia eden patronu, bu pratiğine “siyasilerle ilişki”sini dayanak yapıyor. Olup olmadığı da muamma olan, AKP ve MHP ile yakınlık, Devlet Bahçeli ile yakınlık, eski Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın arkasında olduğu söylemiyle, o izlenimi vererek kimse bana dokunamaz diyor.

Doruk Madencilik’in halihazırdaki 280 işçisinden 10 kadarı içeride kalmış. Gerisi Ankara yolunda. Tek sıra halinde 150-200 kişi yürüyorlar. Geriye doğru aynı işletmede mağdur olmuş 700 kadar işçi adına da.

Özelleştirilerek yağmalanan şirket kamulaştırılana ve geçmiş yıllara dönük tüm alacak ve haklarını elde edene kadar da yürüyecek, bunları almadan Ankara’dan dönmeyecekler. Patron gerçekten AKP ve MHP ile ilişkili mi bunun belli olmasını, değilse iktidarın sorunlarını çözmesini istiyorlar. İktidardan, yetkililerle daha önceki bazı görüşmelerde onların da “kötü” dedikleri şirketten kurtulma istediği izlenimi almışlar. “Yürüyün ama bizi eleştirmeden” denmiş.

Bir de fazla sıkıntı çıkardığını, fazla solda durduğunu düşündükleri “Bağımsız Maden İşçileri Sendikası”ndan uzak dursalar iyi olacak! Ancak işçiler, haklarını alacaklarsa, kendileri hangi görüşten olursa osun, bu sosyalist devrimci arkadaşlarla yürüyerek alacaklarının ayırdına varmışlar.

İsa’ya, “meslektaşım” diyorum ama o “normalde işçiyim abi” diyor. Kortejin en önünde, ayakkabı giyemeyen ayağındaki terlikle tepelere çıkıyor, öne arkaya koşuyor, fotoğraf, video çekiyor. Madenin kazan dairesinde çalışıyor. İş güvenliği sıfır! Gönüllü “gazetecilik” yapmasının nedenini, “Türkiye gerçekleri görsün. Her şey göründüğü gibi değil. Üç maymunu oynuyorlar” diye açıklıyor.

İsa’nın kimseyle itiş kakış, güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelme gibi bir isteği yok. Hakkı için, ekmeği için, tazminatı için yürüyor. 40 yaşında. 10 senedir bu şirkette. 9 yaşında bir çocuğu var. Hasta eşinin ömür boyu ilaç kullanması gerekiyor. Sigortalı iş olacak ki o ilaçlar alınabilsin. Halkın muazzam desteği onu umutlandırmış. Yanımızdan geçen araçların korna seslerine el sallarken “Keşke görüntü verebilsek de bunlar duyulsa!” diyor.

54 yaşındaki Mehmet Akif Kulaku’nun elindeki dövizde “Çocuklarımız aç kalmasın, ölmesin öldürülmesin diyedir mücadelemiz” yazıyor. 15 yıldır yer altında çalışıyor. 5 çocuğu var. Evlilik yaşına geleni evlendiremiyor. Faturaları ödeyemiyor. Davası ekmek davası. Kendinden geçmiş, çocukları için yürüyor.

“Yıldızlar da kayar durmaz yerinde” dövizinin adresi SSS Yıldızlar Holding. Özkan Yüksel, benimle konuşurken elindeki dövizi daha yukarı kaldırıyor. 41 yaşında, bir kızı var. Boşanmış ama şirket maaşını ödemediği için o da eşinin nafakasını ödeyemiyor. Bu yüzden faiz ödemek zorunda kalıyor. “TMSF zamanında 4 ay maaş alamadık, devirle sorunlar daha da büyüdü. Gelir gelmez 350 arkadaşımızı ücretsiz süresiz izne ayırdılar. O arkadaşlarımızın çoğu işi bıraktı. Şirket içeriye yatırım yapmıyor. Yarım kapasite çalıştırıyor. İşçiyi perişan ediyor, iki maaş yatırıyor sonra yatırmıyor. Benim içeride 5 maaş alacağım var, 5 maaş! 14 sene tazminatım var. 8-10 sene sendika farklarım var.”

YERİN ALTINDA EN AĞIR İŞTE BİR ÖMÜR

Yüksel halkın desteğini asıl Ankara’ya girdiklerinde görmeyi bekliyor. Onlar madenci. Kolay iş değil. Deprem bölgelerinde, Malatya’da Maraş’ta, eksi 13 derecede hayat kurtarmışlar. Kendi arkadaşlarını kaybetmiş madende. Yerin 450-600 metre altında çalışıyor. 15 yıl daha böyle çalışamaz ki! Şimdi, kırağı düşen gecelerde dışarılarda yatarak 7 gündür yürüyor. “O yüzden” diyor “Lütfen sesimize ses verin. Bizi Ankara’da karşılayın. Devlet büyükleri bu işi bir an önce çözsün. TMSF’den devredilen yerler üretim yapmıyorsa acil kamulaştırma diye torba yasada bir yasa çıkardılar. Yasa tam bu şirket için. Buranın acilen kamulaştırılması lazım.”

Doruk Madencilik’teki işine 2024’te başlayan Yaşar Kelek, taleplerini yetkililere iletirken saygıda da kusur etmiyor: “3 ayda 5 ayda bir maaşlarımızı vermiyor. Ücretsiz izne çıkarıyor. Ramazan ayında bizi çok mağdur ettiler, kiralarımızı ödeyemiyoruz. 51 yaşımdayım. Emekliyim. 2 çocuğum perişan. 20 bin emekli maaşı alıyorum. O yetmediği için burada işe girdim, burada da para vermiyorlar. Yetkililerden bize sahip çıkmasını istiyorum, zor durumdayım. Saygılarımla.”

Elindeki “vapur kornası”nı ara sıra öttürüp ortalığı inleterek ilerleyen arkadaşın şirketle bir ilişkisi yok. 16 yıl önce orada çalışmış, emekli. “Ankara’da bizim sesimizi duymayanların kulaklarını açmak için bunu öttürüyorum. Ben bu arkadaşlarımın sesi duyulsun diye yürüyorum” diyor. Adını soyadını da ben sormadan söylüyor. “Adım Fecisi, soyadım…” “Dur” diyorum, “Onu söyleme, ben tekrar etmem. Yazsam okuyan için de sert olur.” “Olsun” diyor, “Benim arkadaşlarıma da çok sert yapıyorlar.” Kulakları çınlatan “vapur kornası”nı tekrar öttürüp, yürüyor.

HOLDİNGLER BABA OĞULU KARŞI KARŞIYA GETİRDİ

Nazım Çetin, 01 Ocak 1960 doğumlu. Ay farkıyla abim oluyor. Madencilikte niteliğiyle aranan bir eleman. Eğitimini Almanlardan almış. Teknisyen. Doruk Madencilik onu nitelikli eleman olarak arayıp bulmuş, ısrarla çağırmış ama iş maaş vermeye gelince aynı ısrar yok tabii. O da 65 yaşın verdiği dinginlikle işçi arkadaşlarının arasında yürüyor.

“Yaşıtız” diyorum “Sen 80 öncesini, devrimcileri, 91’deki Zonguldak madencilerini bilirsin.” “Bilmez miyim” diyor, “Ben de devrimciyim. Çocuklarımı da öyle yetiştirdim. Bir oğlumla aynı şirkette çalışıyoruz. O güvenlik görevlisi. Geçende şirketin önüne gittiğimizde karşımda o da vardı. Kimseye söylemiyorum, oğlumun orada özel güvenlik olduğunu. O da maaş alamıyor ben de. Lanet olası holding düzeni, baba ile oğlu karşı karşıya getirdi.”

SARI SENDİKA HOLDİNG İŞBİRLİĞİ REJİMİN DAYANAĞI

Tek sıra Ankara’ya yürüyen madencilerin arasından umutla ayrılıyorum. Hemen her partiden ve siyasi görüşten, esnaftan, çiftçiden, memurdan, öğrenciden aldıkları desteğe ve “sizinleyiz” diyen korna seslerine tanık olmanın verdiği moral ve umutla… Sendika Genel Başkanı Gökay Çakır; “İnsanlar bize saygıyla bakıyor” diyor. “Her şeyi ben biliyorum diyen ve herkesi kendi hizasına getiren düzene itiraz ettiğimiz için gittiğimiz her yerde saygı görüyoruz. Bu eyleme kadar Türkiye’de 15 kadar eylem yaptık, hepsini kazandık. Hep birlik, beraberlik ve dayanışma ile.”

Başaran Aksu’nun son sözleri ise farklı nehirlerden akıp gelse de aynı denize dökülüp birleşmesi gereken bu yürüyüşlerin nasıl sonuca ulaşabileceğiyle ilgili: “Rejimin dayanağı sermaye birikimi açısından zombileşmiş, İslami, milliyetçi ya da laik seküler yüzleriyle ortaya çıkan holdingler. Bir de, Türkiye’de 17 milyon işçinin 580 bini sendikalı, 580 bin işçinin de 500 bini sarı sendikalara üye. Bunlar da holdinglere entegre. Sarı sendikal pratik ve holdingler rejimi ayakta tutan iki temel dayanak. Bunlara yüklenmeyen hiçbir yaklaşımın iyi bir gelecek kurması mümkün değil.”


© Birgün