Madenciler Ankara’ya yürüyor, halk da onlarla!
Cumartesi sabahı, bir haftadır yolda olan Doruk Madencilik işçilerine Başbereket köyünde katılıyoruz. Ankara’ya daha 70-75 km yolları var. Jandarma bölgesinden çıkıp polis bölgesine girdiklerinde engellenmezlerse, Pazartesi başkentin merkezinde olacaklar. İşçilere sorarsanız, engelle karşılaşsalar da aşıp Ankara’ya girecekler. Haklarını almadan da dönmeyecekler.
Başbereket’in az ilerisinde, Yenikent’e doğru dik bir yokuş var. Çıkılır mı? Çıkılır tabii, şişmiş tabanlarla, ayakkabıya sığmadığı için terlikle bütünleşmiş ayaklarla bile çıkılır. Ama zor. Tek sıra halinde, jandarma korumasında trafiğe engel olmadan ilerleyen işçiler yokuşu tırmanıp da tepeye ulaştıklarında, bir jandarma yanaşıyor yanlarına. “Başardık!” diyor, “Başardık, yeşil vadiye ulaştık!”
Jandarmanın sesinde empati var, yapabildiği kadarıyla dayanışma var. Yol boyunca işçilerin yanlarından geçen araçların; kamyonların, TIR’ların, minibüslerin, otobüslerin “dayanışma” diye kulakları sağır eden korna seslerine karışan bir empati. Az ileride, Karayolları işçileri kaya kırma makinasının “TAK TAK TAK” diye çıkan güçlü sesini korna seslerine eşlik için salıyorlar ortama.
Bu yol bu kadar çok korna sesini, bu kadar içten bir desteği, bu duygulandıran dayanışmayı daha önce hiç görmüş müdür bilmiyorum.
Bağımsız Maden İşçileri Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, daha birkaç gün önce salındığı cezaevinin havasını, orada mahkûmlardan ve infaz koruma memurlarından gördüğü dayanışmayı da yanına alıp gelmiş. Tek sıra işçi kolunun en önünde, yanında sendika Genel Başkanı Gökay Çakır ve destek için gelen CHP PM Üyesi İlhan Cihaner’le birlikte yürüyorlar. “Bu insanlar neden yürüyor?” diye sormadan, onlara eşlik ettiğim kısacık yürüyüşte tanık olduğum dayanışma ve desteği soruyorum.
“Sendikanın parası yok” diyor. “7 gün boyunca 150’yi aşan işçinin yemeği, çayı, suyu, yağmurluğu halk tarafından organize ediliyor. Muazzam bir dayanışma. Beypazarı’nda çok büyük bir karşılama ve çok büyük bir uğurlama vardı. Kadın, çocuk… Sabah da buraya geldiler. Akşam 7’de yemeği biz getireceğiz diyorlar.”
ESNAFIN DAYANIŞMASI SOĞUK GÜNÜ ISITIYOR
İşçilerin aşağıdaki yeşil vadiye el salladığı tepedeki düzlükte, işçi grubundan olmadığı belli bir çift dikkatimi çekiyor. Desteğe gelmişler. Artık yanlarında neler getirdilerse.
Çayırhan esnafından Mehmet Kıymet ve eşi Tuğçe Kıymet. Belli, inançlı insanlar. Mehmet Bey, “Bu mücadelede zafer kazanacaklarına inanıyorum” diyor. “Eşimle ben elimizden gelen desteği veriyoruz. Bölgemiz küçük. Biz hep beraberiz, bir aile gibiyiz. İnşallah, Allah nasip ederse çıktıkları yolda yanlarındayız, Rabbim yar ve yardımcıları olsun.”
Tuğçe Kıymet, Çayırhan’da kırtasiyeci. 4 yıldır esnaflık yapıyor. “Biz ekmeğimizi bu arkadaşlardan kazanıyoruz” diyor. Eşiyle birlikte o kadar güzel konuşuyorlar ki, emeğin en yüce değer olarak hakkının teslim edildiği yerde bütün diğer ayrımlar silikleşiyor. Emek birleştiriyor. “Onlar emeklerinin karşılığını alacak ki biz satış yapacağız. Biz kaç yıldır idare ediyoruz, elimizden geldiği kadar destek veriyoruz ama arkadaşların maaşları olmazsa nereye kadar?”
Kırtasiyeci Tuğçe’nin de bir veresiye defteri var. Şu okul kantinlerine bile girdiğini duyunca yüreğimizi burkan defter. Madencileri, çocuklarını nasıl geri çevirsin. Fiyat falan da söylemeden “Yavrum, al git” diyor çocuklara.
“Bu insanların veresiye yazdırırken yüzlerindeki mahcubiyeti görüyorum. Bu insanlara reva değil ki, bu insanlar dilenci değil ki. Haklarını alamıyorlar. Mağdurlar. Onlarla birlikte biz de mağduruz. Biz her zaman işçinin, vatandaşın yanındayız. İnsanlar vatanını yurdunu terk etmiş, gelip bizim yöremize yerleşmişler çalışmak için. Gencimiz var işsiz, işe giriyor maaş alamıyor. Evlenemiyor, evleniyor çocuğuna bakamıyor.”
Hadi o soruya geleyim: Neden yürüyor bu madenciler?
Yanıt basit aslında. Ücretlerini alamıyorlar,........
