Yıkım planı
Hamaney'in Amerika tarafından -ailesiyle beraber- öldürülmesi, herhalde "kurallara dayalı düzen"in -bizzat kurucusunun eliyle- tarihe havale edildiğini gösteren en sembolik olaydır. Üstelik bu, yalnızca II. Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemin değil; ta 1648'de, "Otuz Yıl Savaşları"nı bitiren Westphalia anlaşmasıyla kabul edilen, "ulusal -devletsel- egemenlik, toprak bütünlüğü ve içişlerine müdahale etmeme" ilkelerinin de bariz bir ihlalidir.
Daha bundan iki ay evvel, Venezuela'nın devlet başkanını, "yatağında" -üstelik karısıyla birlikte- kaçıran ve kendi topraklarında yargılayacağını dünyaya duyuran ABD, Suriye'nin başına ise, "kendi belirlediği" bir teröristi, BM'nin "Arananlar Listesi"nde 10 milyon dolar ödülle aranan Colani'yi getirmişti.
Hamaney suikastı, ne Maduro'nun kaçırılması, ne Colani haydutundan devlet başkanı imal etmeye benzer. Hamaney, "müzakereler" henüz sürmekte iken, taraflar "masa başında" iken öldürülmüştür. Bu çok farklı bir siyasi gelişmedir.
Nitekim BM'de ülkesini teslim eden, sadece İran'da değil, Şii ve Müslüman dünya genelinde söyledikleri izlenen meşru bir liderin öldürülmesi, büyük bir deprem yarattı. -Batı bloku ve İsrail/ABD hariç- suikast dünyada kınandı. Başta Irak ve Şii dünyada ve pek çok Doğu ülkesinde protestolar meydana geldi. Suikast, İran'ın ABD-İsrail saldırına karşı direnişini güçlendirmekle kalmadı, içte İran halkını birleştirdi, dışta ise İran'a olan desteği artırdı.
Hamaney suikastı, Hizbullah veya Hamas liderlerine yönelik cinayetlere, hatta Muammer Kaddafi’nin linç edilmesi veya Saddam Hüseyin’in idam edilmesine de benzememektedir. Zira bu örneklerde, Kaddafi ve Saddam -güya- Libyalı ve Iraklı aktörler tarafından -"linç" ve "yargı kararı" yöntemleriyle- katledilmişti. ABD bu iki olayda görüntüde de olsa, cinayetlerin dışında duruyordu. Ama bu sefer, ABD'nin ve Avrupa Birliği'nin "övündüğü", "İran halkının önü açıldı" diyerek kutlama mesajları yayınlayarak vahşeti apaçık gururla üstlendikleri bir vakayla karşı karşıyayız.
Artık ABD'ye, onun "müzakereleri"ne, hata "söz"üne, bırakalım "hasımları" veya "rakipleri"ni, "dostları"nın dahi güvenmesi mümkün olmayacaktır. ABD ile "masa başına oturma"nın hiç bir anlamı kalmamıştır -Nitekim İran ve Irak'ta Kürtler'in kimi savaş heveslisi temsilcileri ve partileri bile, Trump'ın "İran'da kara savaşı teklifi"ni reddetmiştir-.
II. Dünya Savaşı ile ABD'nin ilan ettiği "BM düzeni", aslında 1991'de Irak'a yönelik "Çöl Fırtınası Operasyonu" ile yıkılmıştı. BM düzeni ile aynı kaderi "İki Kutuplu Dünya" yaşamış, Sovyetler saf dışı kalmış; "tek kutupluluk" start almıştı. Bu saldırı ile ABD, Soğuk Savaş sonrası Sovyetler'e karşı kurduğu kendi düzenini söküp atmıştı. Bunu 2003 Irak'ın işgali, 2013'te Libya'nın yıkımı, 2024'te Suriye'de Baas'ın devrilmesi izledi. 2026 İran, 1991'de başlayan "yıkım planı"nın son safhasıdır.
Yıkım planı, Batı yarımkürede de sürüyor. Venezuela'yı Küba'nın takip etmesi kuvvetle mümkün. Beşinci yılında Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor; Ortadoğu'daki çatışma tüm bölgeye yayılmış durumda; Pakistan-Afganistan gerginliği de bu tabloyla ilişkili. Tüm bu çatışmaların birbiriyle bağlantılı olduğu ve hep geride bir yerlerde ABD'nin olduğuna kuşku yok. "Hegemonya zayıflaması"nı durdurmak veya ertelemek için, "enerji kaynaklarını kontrol etmek", bu savaşların gerisindeki temel amaç.
24 Şubat tarihli "Bir Efsanenin sonu: Kurallara dayalı düzen" başlıklı Birgün yazısında, "İran namlunun ucunda" demiştim. Dört gün sonra perde, devlet başkanı Hamaney'in öldürülmesiyle açıldı.
Tarihçiler, ileride Amerika'nın İsrail ile beraber, 28 Şubat'ta başlattıkları İran saldırısını, sadece meşum "kuralların sonunun yeni bir ilanı" değil; "yeni bir dünya savaşı"nın başlangıcı olarak da yazabilirler.
