menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şükrü Başkan ile mahkemede, hapishanede

19 1
27.01.2026

Gezi’nin sert günleriydi, evde tutulmakta zorlanılan yüzde elinin bir kaç üyesi sokaklara salınmış, gösterici avına çıkmıştılar. Palalı’dan bahsetmiyorum; başka çeteler bunlar; Beşiktaş Çarşı’dan Bülent’i bıçaklamışlardı mesela, bir eylem sonrası, evinin sokağında.

Çarşı, Gezi’nin simgesiydi. Kepçe ile polisleri kovalamasına, sonraları haklarında açılan ve müebbet istenen ceza davası eklendi. Kâğıtlardan iddianameyi bronz bir madalya gibi boyunlarına taktılar ve mahkemede herkesi eğlendiren o akıl dolu savunmaları yaptılar -beraat ettiler de-.

O dava sayesinde ben, Çarşı üyelerini, taraftarlarını tanıdım -Çarşı benim şehrimde, önce Siliçlilerin, şimdi Demenanlıların işlettiği bir kahvenin adıydı-. 2013-2014’tü ve bu ekibin saatçiden kunduracıya, tıp doktorundan avukatına, nasıl yaman bir çete olduğunu gördüm. Çarşı’ya açılan o erken ve mizahi görünen dava, daha sonra Osman Kavala ve Can Atalay’a yapılacakların bir habercisiydi.

Bir gece yarısı sonrası, saat 02.00 suları, İstanbul ağır ceza mahkemelerinden birinin küçücük salonundayım. 1990’larda, gençliğinin bir on beş senesini, Malatya, Erzurum ve Diyarbakır DGM’lerde geçirmiş biri olarak, siyasi hiçbir yargılamada gece 02.00’de duruşma yapıldığını görmemiştim -Ülke olarak henüz İslamcıların yönetimini tanımamışız tabii-.

∗∗∗........

© Birgün