menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Teknik aksaklığın mükemmel zamanlaması

63 0
22.03.2026

Bulutsuz ve ışık kiriliğinden uzak bir gecede yıldızlar bazen elimizi uzatsak tutabileceğimiz kadar yakın görünür. Pırıl pırıl parlayan bu cevherleri gözlemeye başladığımız günden bu yana evrene dair bilgimiz kat be kat artmış olsa da teleskopla baktığımız zamandan sonra anladık ki onlarla aramızda gizli bir arabozucu var. Dünya’nın yaşanabilir koşullara sahip olmasını varlığına borçlu olduğumuz atmosfer, söz konusu Dünya dışını anlamak olunca ciddi bir engel teşkil ediyor; yıldızlardan ve diğer cisimlerden gelen ışığın bozulmasına neden oluyor. Bize hayat veren o şeffaf örtü ne yazık ki uzak gökadalardan gelen ışığı kıran, bulandıran ve saptıran bir perde gibi davranıyor.

Bu bakımdan, modern astronominin kaderinin 1923 yılında Hermann Oberth’in yayımladığı "Gezegenler Arası Uzaya Roket” adlı çalışmasıyla şekillenmeye başladığını söylemek pek de yanlış olmaz. Modern roketçiliğin üç babasından biri kabul edilen Oberth, henüz uçak teknolojisinin bile yeni emeklediği o dönemde, ilk kez bir teleskobun roket yardımıyla Dünya yörüngesine nasıl fırlatılabileceğini dile getirmişti. O dönemde bu fikir, imkansızın da ötesinde, bir hayal ürünü olarak görülmüş olsa da Oberth’in açtığı bu yol, 1946 yılında Princetonlı genç astrofizikçi Lyman Spitzer’in kalemiyle bir hayalden bilimsel bir yol haritasına dönüştü.

Hubble Uzay Teleskobu (Hubble Space Telescope - HST) projesi, 1970’lerde resmiyet kazandı ama uzaya gitme serüveni hiç de pürüzsüz olmadı. Yapımı bittikten sonra bile, çantası elinde bir yolcu gibi, 4 yıl boyunca yüksek maliyetli steril odalarda, sistemleri sürekli azotla beslenerek fırlatılacağı günü bekledi. Hatta bekleyiş sırasında bazı donanımlar daha güncel olanlarla değiştirildi. Nihayet 1990 yılında fırlatıldığında, aslında 1980’lerin başındaki teknolojiyle tasarlanmış, yorgun ama yepyeni bir makineydi.

Nihayet Nisan 1990’da Hubble yörüngeye yerleşti, güneş panellerini açtı ve ilk verilerini gönderdi. Fakat sonuç tam bir hayal kırıklığıydı. Aynasındaki, saç telinden daha ince, mikroskobik bir küresel sapınç nedeniyle, görüntüler oldukça bulanıktı. Dünyanın en pahalı teleskobu, uzayda miyop bir dev gibi asılı kalmıştı. Ancak 1993 yılında astronotların uzay yürüyüşleriyle........

© Birgün