menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“En yeni” dünya düzeni

21 46
22.02.2026

Bu yazıda otoriter yönetimlerin dünyanın geleceğini belirleyeceği yönündeki algıya aykırı görüşleri savunmaya çalışacağım. Daha baştan söylemeli, ömrünü doldurmuş kapitalizm, ayakta kalabilmek için otoriter yönetimin doğal ve kaçınılmaz olduğuna bizi inandırmak, “rızamızla” bu “en yeni” düzene boyun eğdirmek istiyor. “Başkan kaçırmak” gibi geçici “başarılarla” lekeli görüntünün arkasında ise emperyalist Batıyı etkisine almış bir panik havası var. Amerika’da, Avrupa’da, hiç uğramadığı kimi Doğu ülkelerinde “burjuva demokrasisi” kendini inkar ediyor; demokrasi kisvesi işe yaramadığı için bunalımda. Bu bunalım, sosyalist dünyanın dağılmasından sonra, kapitalizmin kısa bir süre için zafer sarhoşluğuna kapılmasının, “tarihin sonunun geldiği” iddiasının içi boş bir laf olduğunun, kapitalizmin bütün zamanların sistemi olarak kalıcılaştığı rüyasının gerçekte bir kabus olduğunun anlaşılmasıyla ortaya çıktı. Paniğin nedeni yalnızca kâr oranlarının riskli alanda geziniyor olması değil, sistemin çürüme kokularının her yeri sarmasındandır.

***

Paniği ve çürümeyi en son Münih Güvenlik Konferansı’nda açık net bir şekilde gördük. ABD Dışişleri Bakanı Rubio, AB ülkelerini abalı sopalı uyarırken, ABD’nin “yeni bir dünya düzeni” inşa etmekte kararlı olduğunu “ortak bir medeniyet kurarak Batıyı kurtarmak gerektiğini” söylerken, AB Dış Politika Şefi Kaja Kallas “AB’nin kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını” söyleyiverdi. Almanya Şansölyesi Merz ise açık sözlüydü; NATO’nun içler acısı halini Münih Konferansı’nın açış konuşmasının temel argümanı olarak dile getirdi.  Ev sahibi olarak yaptığı konuşmada “kendi hataları sonucu geçen on yıllarda ABD’ye bağımlı hale gelen Avrupa’nın bundan kurtulması ve buna uygun ‘yeni bir Transatlantik ortaklık kurulması’ gerektiğini” söyledi.

Siyasetçilerin de birer fani olarak paniğe kapılabileceklerini ve bunun canla başla savundukları sistemin çıkmazından kaynaklandığını, uluslararası siyasette ahlak aramanın anlamsız olduğunu bilelim. E.H.Carr’ın ünlü 20 Yıl Krizi eserinden mülhem (Bilgi Üni, s.185-206) “devlete kişilik atfetmenin yanıltıcı ve anlamsız olduğunu” da söyleyelim ki, çatışmaların yol açtığı paniğin belirtilerini elimizden geldiği ölçüde anlatmayı deneyebilelim.

***

Bir: Batı’nın sözde savunma, gerçekte saldırı örgütü NATO’daki çatlak küçümsenebilecek boyutları aştı. ABD ile AB arasındaki kavga gelip geçici değildir. Bunun temel belirtisi, ABD’nin “yeni dünya düzeninin” kendisi için yararsızlaştığını görmesi ve “en yeni” dünya düzenini........

© Birgün