İktisadi omurganın harcı: Çocuk emeği
“Gün doğmadan uyanıyorum. Annem kahvaltı hazırlamış, ama çoğu zaman midem almıyor, derdim yemek değil yorgunluk. Otobüse biniyorum, iki saatlik yol. ‘Acaba bugün maaş verirler mi?’ Saat 09:00. Mesai başlıyor. Ben okulda siber güvenlik ve yazılım bölümündeyim. Ama yaptığım iş, çoğu zaman kablo taşımak, bilgisayar kurmak, bazen inşaatta çalışmak. Elektrik 220 volt. Bir anlık hata, bir anlık dalgınlıkla hayat bir anda değişebilir ama kimsenin umurunda değil. Bazen gözlerim yanıyor uykusuzluktan ama yine de çalışıyorum. Sesini çıkaramıyorsun. Çünkü bir kere konuşursan, ya işten atılırsın, ya ‘saygısız’ olursun, ya da ‘sorunlu öğrenci.’ Saat 13:00. Öğle arası, yemek yok. Evden getirdiğim soğuk bir sandviç var çantamda. Saat 22:30 iş bitmiyor. Patron ‘şunu da halledelim’ diyor. Eve vardığımda saat 00:00. Yatağa uzanıyorum, sırtım yanıyor.
Eğitim, bizim için bir ‘yük’ gibi. Mezun olsam ne olacak? Sigortam yok, maaşım yok, sağlık güvencem yok. Bazı arkadaşlarım derste uyuyor. Hoca kızıyor ama o çocuk 10 saat çalıştı. Uyumasın da ne yapsın? Sonra birisi çıkıp diyor ki: ‘Gençler okumak istemiyor.’ Hayır, istiyoruz. Ama sistem bizi okumaktan soğutuyor. Kimse gençleri duymuyor, dinlemiyor. Bir keresinde izin istedim. Sadece bir gün. Patron dedi ki: ‘Bir günün 200 TL, o parayı düşerim.’ O an anladım, biz zamanımızı satıyoruz. Birileri hep konuşuyor: ‘Gençler nankör.’ ‘Gençler tembel.’ ‘Gençler şükretmeyi bilmiyor.’ Ama kimse bizi gerçekten dinlemiyor. Bizim sesimiz, makinelerin gürültüsünde kayboluyor. Çekiç seslerinin, kablo patlamalarının, patron bağırışlarının arasında yutuluyor. Belki bir........
