menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sloganı vardı, oyunu yoktu: Milli Takım neden başarısız oldu?

40 0
21.06.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Türkiye’nin Dünya Kupası macerası, henüz grup aşamasındaki son karşılaşması oynanmadan sona erdi. Kırmızı-beyazlılar, Avustralya ve Paraguay karşısında çıktığı iki maçta gol dahi atamadan turnuvaya veda etti.

24 yıllık bekleyiş, yalnızca 180 dakikada tükendi.

Şimdi her yenilginin ardından olduğu gibi suçlular aranıyor. Teknik direktörün kadro tercihleri, oyuncu değişiklikleri, futbolcuların isteksizliği, kaçan pozisyonlar ve bireysel hatalar tartışılıyor.

Birkaç gün sonra yeni bir teknik direktörün ismi ortaya atılacak, bazı futbolcular günah keçisi ilan edilecek ve “Bu jenerasyonun değeri bilinmedi” denilerek mesele yine kişilerin etrafında döndürülecek.

Oysa Türkiye’nin Dünya Kupası’nda yaşadığı çöküş, tek tek kişilerin toplamından çok daha büyük bir sorunun sonucu.

Sorun, yıllardır takım kurmak yerine kurtarıcı arayan bir futbol düzeni.

SAHAYA TAKIM DEĞİL, REKLAM KAMPANYASI ÇIKTI

Türkiye, Dünya Kupası’na bir futbol projesiyle değil, büyük bir tanıtım kampanyasıyla geldi.

Turnuva öncesinde reklam filmleri çekildi, sloganlar üretildi, hamasi konuşmalar yapıldı. Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla AKP Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan marş, Milli Takım’ın resmi hesabından paylaşıldı. Milyonlardan, futbolcuların etrafında kenetlenmeleri istendi.

Takımın nasıl hücum edeceği, topu nasıl çıkaracağı, rakip baskıyı nasıl aşacağı veya topu kaybettiğinde nasıl yerleşeceği konuşulmadı. Bunların yerini “inanmak”, “istemek”, “mücadele etmek” ve “tarih yazmak” aldı.

Türkiye’nin bir marşı vardı ama pas düzeni yoktu. Sloganı vardı ama oyunu yoktu.

Futbolcuların omuzlarına yalnızca rakibi yenme görevi değil, ülkenin bütün özlemlerini ve kendilerine yüklenen tarihsel anlamı taşıma zorunluluğu da bırakıldı.

Oyuncular sahaya bir planın uygulayıcıları olarak değil, 24 yıllık hasreti tek başlarına bitirmeleri beklenen kahramanlar olarak çıktı.

Sonuçta kahraman çıkmadı. Çünkü takımın olmadığı yerde kahramanlık beklentisi, futbolcunun sırtına yüklenen başka bir ağırlıktan ibaret.

YILDIZLARIN TOPLAMI NEDEN TAKIM ETMİYOR?

Türkiye kadrosunda Avrupa futbolunun önemli seviyelerinde oynayan, teknik kapasitesi yüksek ve dünya çapında tanınan oyuncular bulunuyor.

Ancak takım sporunda bireysel kalite yalnızca ham madde. Onu ürüne dönüştürecek olan ortak oyun, iş bölümü, tekrar ve organizasyon.

Bir futbolcunun iyi pas vermesi, takım arkadaşının nereye koşacağını bilmediği durumda fazla anlam taşımaz.

Bir başka oyuncunun dripling yeteneği, çevresinde pas açısı oluşturulmadığında onu yalnızca üç rakibin arasına sürükler. Dünyanın en iyi savunmacıları bile takım halinde hareket etmeyen bir yapıda geniş alanları tek başlarına kapatamaz.

Futbol, oyuncuların bireysel yeteneklerini sırayla sergilediği bir gösteri değil. Aynı anda hareket eden 11 kişinin birbirlerinin kararlarını kolaylaştırdığı kolektif bir faaliyet.

Bir oyuncunun kalitesi, yalnızca topla yaptıklarıyla değil, takım arkadaşının ne yapacağını öngörebilmesiyle değer kazanır. Bir koşunun anlamı, onu görecek pasla, bir presin anlamı, arkadan gelecek destekle; bir yıldızın anlamı ise içinde işleyebileceği sistemle ortaya çıkar.

Türkiye’nin elinde iyi futbolcular vardı. Fakat bu futbolcuları birbirine bağlayan ortak bir dil yoktu.

Bu nedenle top Arda Güler’e geldiğinde ondan bir şeyler yaratması, Hakan Çalhanoğlu topun başına geçtiğinde maçı çözmesi, hücum oyuncularından bireysel bir an üretmesi beklendi. Takımın yapması gerekenler futbolculara, futbolcuların yapabilecekleri ise mucizeye bırakıldı.

Kişi kültünün spordaki karşılığı tam olarak bu: Sistemin yapamadığını bir kişinin yapmasını beklemek.

TARİH AYNI DERSİ DEFALARCA VERDİ

Futbol tarihi, büyük isimlerin yan yana gelmesinin büyük takım kurmaya yetmediğini defalarca gösterdi.

Brezilya, 2006 Dünya Kupası’na Ronaldo, Ronaldinho, Kaka ve Adriano’dan oluşan ve “Sihirli Dörtlü” olarak adlandırılan hücum hattıyla gitti. Son dünya şampiyonu olan Brezilya, turnuvanın da en büyük favorisiydi.

Ancak büyük isimler, kendi başlarına dengeli bir takım yaratmadı. Hücumdaki yıldızları aynı anda sahaya yerleştirme arzusu orta saha dengesini, topsuz oyunu ve kolektif........

© Birgün