Dijital ruh
Yolda yürürken bile insanların yapay zekâdan insanmış gibi bahsettiğini duyuyorum artık. Onunla kavga edenler, küsenler, hayran olanlar… Bu kadar hayatımıza girmiş, çoğu kişinin kimseyle paylaşmadığı iç dünyasına sokulan yapay zekânın ruhsallığımızı etkilememesi mümkün değil.
Şimdilik balıkçılar kahvesine girmiş değil yapay zekâ. Balıkçılar birbirleriyle konuşmuyorlarsa denizle, gökyüzüyle, kedi ve köpeklerle konuşmayı tercih ediyorlar. Algoritmik geri bildirim olmaksızın kendi benlikleri hakkında bir fikirleri var. Yapay zekâya “Şükrü bana böyle dedi, ona küfretmeli miyim?” diye sormuyorlar. Kendilerine ait duyularıyla, duygularıyla, akıllarıyla hareket ediyorlar.
Geçenlerde bir arkadaşım yapay zekâdan işe yarar bir yanıt alınca ona teşekkür etti. Evi süpürdükten sonra süpürge makinesine teşekkür etmeye benzemiyor mu, diye sorduğumda, arkadaşımın yapay zekâyı bir programdan çok bilinci olan bir varlık gibi deneyimlediğini anladım. Yapay zekâ “Bu sözleriniz içime dokundu, gözlerim yaşardı” diyebiliyor örneğin. İçime dokundu? Gözyaşı? Dijitalleşmenin yarattığı yalnızlığa, yine dijitalleşmenin verdiği bir yanıt bu. Hiç yakın arkadaşı olmayan biri için her zaman hazır ve nazır bir arkadaş az şey değil. Kıskanmıyor, rekabet etmiyor, ihanet etmiyor. Ama sorun şu ki, bir ‘öteki’ değil, bize bizi yansıtan bir program.
Giorgio Agamben, ‘What is an........
