Cevapsız soru
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Yorgun bir halde trene binmiş, başımı cama dayayıp dışarıya bakıyordum. Geceydi. Cam, dışarıyı göstermekten çok yüzümü geri veriyordu. Gecenin sessizliğinde arkamdaki koltuktan bir kadının sesini duydum: "En çok canımı acıtan şey, hiçbir açıklama yapmadan kaybolması oldu. Benden ne istediğini anlayamadım. Cevap vermedikçe onu daha çok düşünür oldum. Bir süre sonra neyi yanlış yaptığımı düşünmeye başladım. Galiba herkesi kendimden kaçırıyorum." Yanındaki bir şey söyledi, tren bir köprüden geçerken duyamadım. Sonra kadının sesi yeniden yükseldi: "Keşke kavga etseydik. Hiç olmazsa bir şey demiş olurdu."
Çok tanıdıktı bu sözler. İnsanı en çok inciten şey terk edilmek değil, açıklamasız bırakılmaktı. Kavga bile bir bağdı; karşıdakinin hâlâ orada olduğunu gösteren bir bağ. Oysa gittikçe yaygınlaşan başka bir şey vardı: sessizce yok sayma. Karşınızdaki kapıyı çarpmaz, veda etmez, hesaplaşmaz; bir gün cevap vermez olur. Mesajlar okunur ama yanıtsız kalır; bazen sizi her yerden engeller.
Geriye koca bir boşluk kalır. İnsan o boşluğun içinde kendini sorgulamaya başlar: Ne oldu? Nerede hata yaptım? Fazla mı yaklaştım, eksik mi kaldım? Giden kişi sadece gitmez; bir soru olarak bırakır kendini........
