menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beni neden seviyorsun?

44 0
29.07.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Balıkçılar kahvesinin dışarıdaki masalarından birine oturmuş, denize bakarak gazete yazım üzerine düşünüyordum. İlk aşkım, tam şurada, dalgakıranın kayalıklarında otururken sormuştu: "Beni neden seviyorsun?" Bir sürü şey sıralamıştım, güzelliğine, zekâsına övgüler düzerek. "Peki ya benden daha güzel ve daha zeki biri karşına çıkarsa, onu mu seveceksin?" Kala kalmıştım. "Seni sen olduğun için seviyorum" demiştim sonunda. O gün ikimiz de bilmiyorduk: sorunun cevabı o "sen"in içinde saklıydı.

Nitelik saymayı çok erken, sözcüklerden önce sezmiş olmalıydım. Karnenin yalnızca buzdolabına değil, sevginin merkezine asıldığı, yaramazlığın sofrada sevginin geri çekilmesiyle cezalandırıldığı bir evde çocuk bu dersi hızlı öğreniyordu: sevgi bir bütçedir, hak edilir, kesilebilir. Annesinin ya da babasının yüzünde kendi değerinin günlük kurunu okuyabilirdi.

Bruce Fink, 2024'te yayımlanan Miss-ing adlı kitabında sevgiyi nitelikler toplamı olarak düşünmenin onu bir bilançoya çevirdiğini yazmıştı: iyi taraflar artı hanesine, kusurlar eksi hanesine; hesap artıda kaldıkça ilişki sürüyor, eksiye düştüğü gün insan gözden çıkarılabiliyordu. Oysa aşkın en tuhaf yanı şu değil miydi: daha iyisi bulunabilirken, o kişiden vazgeçememek. Lacan "Sevmek, sahip olmadığın şeyi vermektir" demişti; bir başka derste devamını da söyledi: ötekinde de sahip olmadığı şeyi severiz. Fink bu düşünceyi eksiğe, sürçmeye, tuhaflığa kadar genişletmiş. Çünkü listede........

© Birgün