Çocuklarda güven, aidiyet ve sevgi üzerine
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Günümüz çocuklarının duygusal dünyasını ve ruhsal ihtiyaçlarını fark etmek; arkadaşlık ilişkilerini, güvenlik algılarını ve gelişim alanlarına dair yaklaşımlarını anlamak, ailelerin ve eğitimcilerin öncelikli sorumluluklarından biri. Gençlerin davranışlarında gözlemlenen değişiklikler, yetişkinlerden destek istedikleri konular ve kendilerini ifade etme biçimleri, hırçın dalgalarla kabaran ve kıyısında yaşayanları ürperten bir iç deniz gibi. Akran kavramının ve arkadaşlığın değişen yüzü, dijital dünyanın darbeleri, çocukların ruhunda açılan sinsi yaralar, sorunlarını bir yetişkine anlatma konusundaki isteksizlikleri, bütün bunlar, üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken başlıklar. Belki de asıl mesele, kötücül bir algı ve kaygı alanı yaratmak yerine dijital dünyayı, teknolojiyi ve içinde yaşadığımız çağın olanaklarını çocukların huzura, güvene ve sevgiye ulaşabileceği bir alana dönüştürebilmek.
Davranış problemlerinde kök nedenleri yok sayıp keyfen eğitimcileri suçlayıp yargılamak ise zamanın modası. Yurttaş ve ebeveyn olarak önce kendi karar ve tercihlerimizi gözden geçirmek, ihmallerimizi kabul etmek, eksiklerimizi görmek ve eğitimcilerle güçlü bir iş birliği kurmak zorundayız. Yeni nesli anlamaya çalışırken kendimize ve çocuklarımıza soracağımız sorularla korkuyu büyütmemeli, güven duygusunu zedelememeliyiz.
Okullardan kahredici şiddet haberlerinin geldiği şu günlerde mesleğinde deneyimli çok kıymetli bir eğitimci dostuma, yeni nesil çocukları anlamak adına merak ettiğim konulara ilişkin bazı sorular yönelttim. Üzerine düşünülmesi gereken güçlü cevaplar aldım. Ana hatlarıyla paylaşmak istiyorum.
Ana sınıfından lise son sınıfa kadar geniş bir yaş grubundaki çocukları gözlemlemiş; öğretmenliğin yanı sıra idarecilik yapmış ve ailelerle de yakın temas içinde bulunmuş olan dostum, özellikle ergenliğe geçiş döneminde “Ben kimim?”, “Nasıl algılanıyorum?” ve “Arkadaşlarım beni nasıl görüyor?” sorularının büyük bir duygusal hassasiyetle karşılık bulduğunu söylüyor. Bir arkadaş grubuna kabul edilmenin verdiği kıvanç ile dışlanma korkusu, çocuk ve gençlerin dünyasında yıkıcı duygulara dönüşebiliyor. Bu nedenle akademik performansın her zamankinden daha fazla önemsendiği günümüzde, gençlerin birbirleriyle kurduğu ilişkilerin ve sınıf kültürünün de yakından takip edilmesi gerekiyor.
Sosyal medyanın olumlu olduğu kadar zorlayıcı tarafları olduğunu biliyoruz. Başkalarının hayatlarının seçilmiş, güzel ve parlak anlarına tanıklık eden çocuklar, kendi hayatlarını bu görüntülerle kıyaslayarak mutsuz olabiliyor. Bu nedenle çocukların gördüklerini sorgulayabilmelerini sağlamak önemli bir adım. Kendi değerini başkalarının beğenisi üzerinden tanımlamama becerisi kazanmak ise güçlü bir kazanım. Özellikle ergenlik döneminde yargılamayan yetişkinlere ihtiyaç duyan bir çocuğun, “Kime anlatmalıyım?” diye düşündüğünde güvenle başvurabileceği bir yetişkinin varlığını bilmesi, onda güçlü bir aidiyet duygusu yaratıyor. Bu aidiyet, davranışlarına da olumlu biçimde yansıyor.
Çocukların günümüzde........
