menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

15-16 Haziran’ın öğrettiği: Başka bir sendikacılık mümkün!

45 0
15.06.2026

Bugün 15 Haziran, Türkiye tarihinin en büyük işçi direnişlerinden birinin, 15-16 Haziran 1970’te DİSK tarafından gerçekleştirilen görkemli işçi direnişinin yıl dönümü. Sendika seçme özgürlüğü ile DİSK’i ve sınıf sendikacılığını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir yasa değişikliğine karşı görkemli bir itirazın yıl dönümü. Her büyük toplumsal ve siyasal olayda olduğu gibi 15-16 Haziran’ın yıl dönümünde de hem anma hem değerlendirme yapılır. Ben de bugün, 15-16 Haziran’ın yıl dönümünde emek hareketinin durumunu ele almak istiyorum. Eylemin öyküsünü anlatmayacağım. Bu konuda en kapsamlı ve doğru kaynak, Zafer Aydın tarafından kaleme alınan İşçilerin Haziranı (2020) kitabıdır. Konunun meraklısına bu kitabı şiddetle tavsiye ederim. Kritik tarihsel olayları doğru kaynaklardan öğrenmek önemlidir. Ben bu yazıda, 15-16 Haziran’a bugünden bakmaya ve dersler çıkarmaya çalışacağım.

YOL GÖSTERİCİ BİR DENEYİM

Önce yöntemsel birkaç hatırlatma yapmakta yarar var. Her tarihsel olay kendi koşulları içinde ele alınmalıdır. Duraklama ve gerileme dönemlerinde geçmişteki görkemli eylemlere öykünme ve nostaljiye sık rastlanır. Dahası, bir daha neden böyle bir "altın çağ” yaşanmadığı gibi yakınmalar ve dövünmeler ortaya çıkar. Bunun bir yanılsama olduğunu düşünüyorum. Her dönemin ve mekânın koşulları kendine özgüdür ve tekrarlanamaz. Bu örneklerden sadece ders çıkarılır, deneyimden ilham alınır ve yeni döneme, yeni mekâna uygulanır. 15-16 Haziran, sanayi işçiliğinin şafağında ortaya çıkmış, o tarihin ve mekânın ürünü olan görkemli bir işçi eylemiydi.

Öncü ve ayırt ediciydi, bir dönemi kapatıp yeni bir dönemi açtı. Emek hareketindeki yükselişinin habercisiydi ve yol gösterici oldu. Daha sonra 1976 DGM Direnişi, 1978 Faşizme İhtar Eylemi, 1989 Bahar Eylemleri, 2010 Tekel Direnişi ve 2015 Metal Fırtına, görkemli emek eylemleri olarak tarihe geçti. 15-16 Haziran, bu sürecin en önemli dönemeç noktası, başlangıcıydı. Bugün görkemli eylemlerin epeyce uzağındayız.

Görkemli tarihsel olayları birer destan olarak değil, ortaya çıktıkları koşullarla birlikte ele almak lazım. Tarihin, güncel ihtiyaçlara göre yeniden yazımı büyük bir tehlikedir. Bu durum, olmadık beklentiler ve çarpık bir tarih bilinci yaratır. Fransız tarihçi Lissagaray’ın dediği gibi: "Halka devrimci efsaneler anlatanlar, onu duygusal öykülerle avutanlar, denizciler için uydurma haritalar çizen coğrafyacılar kadar ağır bir suç işlemiş olurlar." 15-16 Haziran ve diğer sosyal eylemler konusunda da bu hatadan kaçınmak gerekir. Geçmişin başarısı kadar eksik ve hatalarını da anlamak lazım. Tarihi bugünün veya kendi ihtiyaçlarına göre yeniden kurgulayanlar uydurma haritalar çizen coğrafyacılar kadar tehlikelidir.

TÜRKİYE KAPİTALİZMİNİN ŞAFAĞI

15-16 Haziran, Türkiye kapitalizminin şafağında ortaya çıkmış İstanbul-Kocaeli eksenli bir sanayi işçisi hareketiydi. O dönemde imalat sanayisi işçileri bu bölgede yoğunlaşmıştı ve DİSK’in örgütlülüğü de esasen buradaydı. Bu iki kent, Türkiye’de kapitalizmin doğuşu ve yükselişinin beşiği oldu. Sanayi, yaşam alanlarıyla iç içeydi ve şehrin göbeğindeydi. Levent’te, Topkapı’da, Kadıköy’de, Kartal’da ve Çayırova’da şehirle bütünleşmiş fabrikalar vardı. Bu durum, direnişin toplumsal etkisini ve görünürlüğünü artırdı.

Türkiye işçi sınıfının tarih sahnesine çıkışı bu mekânda gerçekleşti. Örneğin, Harem-Gebze minibüs hattı ile Haydarpaşa-Adapazarı banliyö tren hattı, işçilerin evleriyle fabrikalar arasındaki ana erişim güzergâhıydı. Ancak günümüzde, bir yandan hizmet sektörünün yükselmesi diğer yandan sanayisizleşme ile birlikte bu mekânlardaki........

© Birgün