“Devlet katkısı” aldatmacası!
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
AKP grubu tarafından 3 Temmuz 2026’da TBMM’ye sunulan ve 24 Temmuz 2026’da TBMM Genel Kurulunda kabul edilen kanun teklifiyle sosyal güvenlikte devlet katkısı uygulamasına son verildi. Kabul edilen torba kanun, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81. maddesini değiştiriyor.
81. maddenin "Prim oranları ve Devlet katkısı" başlığından "ve Devlet katkısı" ibaresi çıkarıldı. Ayrıca devletin, SGK’nin her ay tahsil ettiği malullük, yaşlılık, ölüm ve genel sağlık sigortası priminin dörtte biri (yüzde 25) oranında kuruma katkı yapmasını öngören üçüncü fıkra madde metninden çıkarıldı. Değişiklik 1 Ağustos 2026 tarihinden itibaren geçerli olacak.
Devlet katkısı 2008'de AKP tarafından yapılan yasal düzenlemeyle güvenceye alınmış, formüle bağlı (primin ¼'ü) ve Hazine tarafından ödenen otomatik bir aktarımdı. Şimdi AKP daha önce kendisinin getirdiği bu kuralı kaldırmış oldu. Önce devlet katkısının kaldırılmasının ne anlama geldiğini anlatayım sonra da kamu katkısının nasıl kuşa çevrildiğini.
TEKNİK DEĞİL, SİYASİ!
Devlet katkısının kaldırılması konusunda AKP’nin ve hükümet kanadının gerekçesi teknik/muhasebe esaslı bir sadeleştirme olarak sunuluyor. Gerekçeye göre, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" adı altında yapılan benzer ödemelerin tek kalemde toplanması ve böylece bütçe kalemlerinin daha izlenebilir hâle gelmesi amaçlanıyor. Nakit olarak Hazine'den SGK’ye giden toplam kaynağın azalmayacağı iddia ediliyor. Nedense bu 2008’de akıl edilmemiş ve 18 yıl boyunca da fark edilmemiş!
AKP’liler, desteğin hiçbir eksilme olmadan SGK’nin gereksinimi kadar sürdürüleceğini söylüyor. Ne var ki "eksilme olmayacak" güvencesi nakit tutara ilişkindir. Kaldırılan şey ise primin dörtte biri oranındaki formüle bağlı, yasal, otomatik yükümlülüktür. Nakit büyüklük aynı kalsa bile, kuralın niteliği, "güvenceli bir yükümlülük"ten "ihtiyaç kadar takdiri transfer"e dönüşüyor. Bu, salt muhasebenin ötesinde gerçek bir yapısal değişikliktir ve gerekçedeki "sadeleştirme" dili bunu görünmez kılıyor.
Bu değişiklik teknik değil, esasında bir meşruiyet ve propaganda operasyonudur. Bugüne kadar devlet katkısı SGK’nin olağan “gelir kalemi” olarak kaydediliyordu. Bundan sonra aynı para “açık kapatma transferi” olarak kaydedilecek.
Sonuçta SGK’nin mali tablolarında “açık” daha yüksek görünecek. Nitekim 889 milyar liralık devlet katkısı sayesinde 2025'i teknik olarak 35 milyar lira (yaklaşık yüzde 1) fazlayla kapatan SGK, 2026'da 1 trilyona ulaşan bir “açık” miktarıyla yüz yüze kalacak. Görün o zaman kara propagandayı!
Eski düzende katkı, formüle bağlı, yasayla güvence altına alınmış, koşulsuz bir yükümlülüktü. Yeni düzende transfer, ihtiyaç oldukça yapılan, takdiri bir açık finansmanı yöntemine dönüşüyor: SGK geçmiş alacaklarını tahsil eder ya da mal varlığını satarak ek gelir elde ederse, o ay Hazine'den destek yapılmayacak veya daha az destek yapılacak. Bu, devletin sosyal güvenliğe kural-temelli, otomatik taahhüdünü, konjonktürel ve koşullu bir kaleme indirgiyor.
SGK NASIL FİNANSE EDİLİYOR?
Önce kamuoyunda hatta muhalif çevrelerde bile çok karıştırılan bir konuya açıklık getirmek lazım. Muhasebe perspektifinden ve kamu harcamasının toplamı açısından bakıldığında, "devlet katkısı" ile "açık finansmanı" arasındaki ayrımın büyük ölçüde yapay olduğu doğrudur. İkisi de bütçe transferidir ve devletin sosyal güvenliği fonlama kapasitesi bu muhasebe etiketinden bağımsız siyasal bir karardır. Anlatayım:
SGK’nin üç tip düzenli geliri vardır. İlki prim gelirleridir. İkincisi 2008’de başlatılan düzenli devlet katkısıdır. Üçüncüsü ise diğer gelirlerdir (yapılandırma........
